Kitabın en çarpıcı yanı, yazarın kendi ruhunu hiçbir teselliye ya da edebi maskeye sığınmadan, adeta yabancı bir cesedi inceler gibi soğukkanlı bir dürüstlükle ameliyat masasına yatırmış olmasıdır. Onun için yaşamak coşkulu bir varoluş sayılamaz her gün yeniden icra edilmesi gereken ağır, mekanik ve zoraki bir zanaattır. On beş yıl boyunca adım adım kendi intiharına yürüyen bir zihnin suskun tecrit halini ve modern dünyanın ortasındaki köksüzlüğünü bu kadar çıplak görebilmek, okurun sığınaklarını elinden alır.