Aybars S.

Hani şu sizlerin batıda beğenmediğiniz bir düşünce olarak benim de az gördüğüm, yanlış demokrasiniz var ya, biz şimdi onun gölgesine bile razıyız. Şimdi benim kişisel durumum biraz daha iyi anlaşılıyor mu? Hem komik bir kapitalizm, adınada liberalizm, diyorlar. Hem de inanılmayacak bir baskı...
Alıntı
Reklam
Bir insanın kendisine azıcık saygısı varsa, yöresinde olan kötülüklere karşı koymadan edebilir mi?
Alıntı
Birde Türkiye’de, sosyalist savaşımlara karşın, gerçek bir demokrasi hiçbir zaman gerçekleşmemişti. Son kırk yıllık demokrasi savaşımında da Türkiye demokratları hep yenilgiye uğramışlardı. Kırk yıllık demokrasi savaşımında Türkiye kimi zamanlarda demokrasi ile yönetiliyormuş gibi gözüküyorsa da, örtülü bir faşizmin baskısından hiçbir zaman kurtulamamıştı. 1970’lerde Türkiye İşçi Partisinin kapatılması da Kürt sorunu yüzünden olmuştu. 
Alıntı
Türkiye’de alfabe 1928’de değişti. Ben ilkokulu bu alfabeyle okudum. Başladığımda ilkokula Arapça yazı diye bir yazının varligindan bile haberim yoktu. Kur’an yazısı olarak biliyorduk Arapça yazıyı sadece. O zamanlar Türkiye’de ancak yüzde on, dahası da çünkü istatistikler yoktu o zamanlar, belki de yüzde beş ancak okuryazar vardı. Okuryazarlık küçük bir tabakada elindeydi. Bizim köyün imamı bile okuryazar değildi.
Alıntı
Yoksulluk korkunç bir şeydi. Ben de çok yoksulluk çekmiştim. İstersem çekmeyebilirdim. Çok para kazanabilir, zengin bile olabilirdim. Ama söz benim için kutsaldı. Sözün gücüne inanıyordum. İnsanoğlunun yoksulluğu alçakça bir şeydi. Buna karşı koymayan, sömürüyü yutan yazar değil, insan bile olamazdı bana göre. Bu benim yaşamımdan daha değerliydi. Bu iki kutsal kavram için her şeyimi verebilirdim. Her zaman biraz ekmek, bir başımı sokacak oda, orada yazabilmek... O kadar.
Alıntı
Reklam