Tutturdu mu tutturan bir çocuk olduğum için, bir gün, dört veya beş yaşlarımdayken, annemi ölümle ilgili sorularımla sıkboğaz ettim. Bana cennetten bahsetti ama merakım tatmin olmadı.
Gökyüzüne baktığımda, gökyüzünden başka bir şey göremedim.
Koşarak, babamın köşeye dayalı büyük deri koltuğunun arkasına saklandım. Sonsuza kadar burada kalacaktım. Ölüm, burada beni bulamazdı.
Ebeveynlerimizi yitirdiğimizde kendimizi kırılgan hissederiz çünkü bir yandan kayıpla baş etmeye çalışırken bir yandan da kendi ölümümüzle yüzleşmemiz gerekir. Yetim kaldığımızda artık mezarla aramızda kimse kalmamış demektir. Dolayısıyla ailenin ölümünün seni savunmasız bıraktığını hissetmene, ölümden korkmaya başlamana ve ölüm kaygısına karşı daha kırılgan hale gelmene pek şaşırmadım.
Bence ölümün en karanlık yanlarından biri, ben öldüğümde tüm dünyamın, yani anı dünyamın bugüne dek tanıdığım herkesin içinde bulunduğu o zengin ve kökleri çok sağlammış gibi görünen dünyanın benimle birlikte kaybolup gidecek olması.