Yanımızdan bir çöp arabası geçti, kenarından bir kol sarktığını gördüm. Belediye, ölü ve can çekişen topluyordu. Gün doğmadan sokağı susturmak gerekliydi.
Askerimiz o kadar az ki, yan yana siperlerde oturan iki tümenin arasında bedevi, gelen geçeni soyuyor. İki tarafında öldürecek adam bulamayan İngiliz tankı, bir demir iskelet olmuş, Filistin güneşi altında yanıyor.
Cephemiz susuz, kuru ekmek ve benzini güç yetiştiriyoruz. Arkasını Çölle veren İngiliz ordusu ise, Siperinde musluktan Nil suyu içiyor.
İsa çivilendikten altmış yıl sonra, Sayda’da dinin bozulduğunu görerek, İsa gibi yiyip içmeye, oturup kalkmaya ve yaşamaya karar veren birkaç kişiyi, bunlar dini bozuyorlar diye asmışlardı. İsa’nın ruhu eğer bugün, içinden çıkmış olduğu yere inerek bu sahneyi görseydi, kim bilir patriklerini hangi oduna çivilerdi?
Arap kesesine Anadolu altını ve Arap kursağına Anadolu’nun rızkını akıtacağız. Şaka değil, İslam emperyalizmi yapıyoruz. Arap hançerleriyle bağırsakları deşilerek, etleri çöl güneşinden kavrulmuş olanlar! Sizler, ey Sarıkamış‘ın buzdağı üstünde donmuş olanların kardeşleri, siz hep, pomatlı bir yüz derisinin kapladığı boş bir kafanın içindeki bomboş bir hayalin kurbanları değil misiniz?