Rastlantısal bir mekân ve zamanda dünyaya fırlatılıp atılan insan gene rastlantısal olarak bu dünyanın dışına iteklenir. Kendinin farkında olduğu için güçsüzlüğünü ve varoluşunun sınırlarını kavrar. Kendi sonunu gözlerinin önüne getirir: Ölümü. Hiçbir zaman varlığının ikiye bölünmüşlüğünden kendini kurtaramaz: istese dahi zihninden vazgeçemez; yaşadığı sürece bedeninden de vazgeçmez- bedeni onu hayatta kalmaya istekli yapar.
... Freud, katıksız zekânın zafer şarkılarını kesintiye uğratmaya cüret etti. Aklın en değerli ve en esaslı insancıl güç olduğunu ama tutkuların çarpıcı etkilerine maruz kaldığını, bu nedenle de aklı özgürleştirerek doğru dürüst işlemesini sağlamak için öncelikle insanın tutkularının anlaşılması gerektiğini belirtti. İnsan aklının gücünün yanı sıra zayıflığını da gösterdi ve "gerçek sizi ve özgürleştirmeli" cümlesini yeni tedavinin yol göstericisi yaptı.
Her şeyin aynı şekilde sürüp gideceğini sanarız. Kâinata ve hayata akıl erdirmeye çalışmak boş. Akıl dediğin bir yere kadar. Nasıl gayba inanıyoruz, olup bitenler için şöyledir böyledir demenin bir mânası yok.
Teslim olmalı.
Biz de bir laf vardır Farisî'den gelme: Deryada çok fayda vardır derler, ama asıl fayda kenarda durmaktır.
Türkçesi şu: Dibi görünmeyen suya girmeyeceksin.