Kavrayışla birlikte farkındalık da gelmişti. Küçük kız ne kadar çok şey öğrenirse o kadar az şey bildiğini anlamaktaydı. Geçmişte dikkatini çekmek için bas bas bağıran öyle çok şeyi gözden kaçırmıştı ki. Gözleri kör değildi ama onları hiç fark etmemişti. İnsanlar bunu hep yaparlardı. Kafayı kendi sorunlarına öyle çok takarlardı ki önlerine çıkan yabani çiçeklere hiç dikkat etmezlerdi. 
Konu güzel fakat olaylar ciddi anlamda sürekli aynı sarmalda ilerledi. Aslında karakterleri tanımak açısından güzel bir süreçti. Ama bir yerden sonra bir şey oluyor oluyor sonrasında bir bakıyorsun karakter buhrana giriyor hop başa dönmüşüz. Böyle tam bir netice olmayınca haliyle hayalkırıklığı oluştu. Belki kronolojik olarak gidilip ilk kitap bu olsaydı aşinalıklar azaldıkça verilmek istenen duygu yükü daha ağır ve can alıcı olurdu. Joey'in yaşamakla yükümlü oldukları çok ağır farkındayım ama tüm kitap boyunca sonuçsuz kalan iç çatışmalarını okuduk. Kendini değersiz görüp zamanla bağımlılıklarına yenik düşüp bunlarla da çok yaşayamayacağını düşündükçe aklının bir köşesinde kaçma ve zorunlu yükümlülüğü olarak gördüğü kardeşleri için savaşma ikilemi de içinde. Molloy güçlü bir karakter ama gereksiz bir şekilde de pervasız. Her ikisi de bakıldığında fazla tutarsız ve bu açıdan birbirlerini tamamlıyorlar aslında. Her şeyi toz pembe beklemiyorum tabii ama yaratılmak istenen karanlık ruhtan ziyade yoğunluklu hastalıklı bir ilişki okutuldu. İlk kitapta her şey o kadar yavaş ama anlamlıydı ki; trajedi, aşk, travmalar, bekleyiş... O büyüden sonra zirveden boşluğa çakılmışım gibi oldu haliyle. Hikayelerinin daha devamı var ve 2. Kitaptan hatırladığım kadarıyla gideceğimiz gidişat da belli olduğundan beklentim biraz düşmüş durumda. Umarım yanılırım.