Ben kimim, nereden geliyorum, burada ne yapıyorum, neden bu dünyadayım? Bunlar, hepimizin hayatımızın bir noktasında kendimize sormamız gereken sorular. Ve sonra en can alıcı olanı, en çok ağırlık taşıyanı: "Bu cevapları bulmak gerçekten bu kadar önemli mi? Mutlu olmak için bunları bilmemiz gerekiyor mu?
Bir gün öyle olmadığına karar verdim.
Aramayı bıraktım. 
Neden insanlar kendilerini bu kadar kaybolmuş hissediyor, Ginger? Neden bir amaç, bir hedef belirlemek, her zaman daha fazlasını bulmak zorundaymışız gibi hissediyoruz? Sanırım… Sanırım bir şeyin farkına vardım. Sanırım uzun zamandır daireler çizerek yürüdüğümü, bir şeyin peşinden koştuğumu fark etmeye başladım. Ve belki de o bir şeyin ne olduğunu zaten biliyorum. O şey kendimim, Ginger. Yani yıllardır bir döngünün içindeydim; daireler çiziyor, çok fazla düşünüyor, tam tersini yaptığımı düşünürken yarım yamalak yaşıyordum.
...bazen güven böyle bir şeydir, körü körüne, içgüdüsel olarak. Bazen de karşındaki kişinin nasıl tepki vereceğini bilmesen bile hatalarına, düşüşlerine rağmen ne yaparsa yapsın doğru şeyi yapacağından emin olduğun için gelir.
Yorganın üzerine uzandım. Artık dev gibi olduğum için ayaklarımın neredeyse ucundaki tahtaya değdiği o yatakta kendimi küçük hissetmiş olmam inanılmaz görünüyordu. Tuhaf olanın bunun her yönüyle yorumlanabilmesi olduğunu düşündüm; yerler değişmiyordu, hafıza da. Hatta olaylar bile. Bunu yapan sadece bizdik. Kendimizi şekillendiriyor, yeniden yüzeye çıkıyor, düşüyor, içte ve dışta başkalarına dönüşüyorduk.
Sanırım Rhys bir şekilde hala bir çocuğun ruhunu taşıyordu. Karanlığına rağmen. Kontrol edilemeyen parıltısına rağmen. Onu tanımayanlar için tastamammış gibi görünmesine rağmen. Var Olmayan Ülke'de kaybolmuş bir Peter Pan. Asteroidinde küçük bir prens. Eksikliklerini, güvensizliklerini ve zayıflıklarını, babasıyla yüzleşme korkusunu görebiliyordum... Her şey kontrolden çıkmıştı. O gece düşünmedim.
Düşünmeyeli o kadar çok gece olmuştu ki uçurumun kenarına gelmiştim.
"Neden bu tuzağa düştün, Rhys?"
"Bilmiyorum.." Nefesini tuttu.
"Sana yardım etmeliydim."
"Denedin."
"Yeterince değil"
"Yardım etmene asla izin vermedim."
"Bu yanından nefret ettim."
"Biliyorum. Sadece... O boşluklar.." Bir elini göğsüne koydu, tekrar gökyüzüne baktı. "Onları burada hissediyorum. Ve o rahatsız edici bir duygu. Ama o sarmala girdiğinde... Hiçbir şey hissetmiyorsun. Ne iyiyi ne kötüyü. Hiçbir şey."
...
"Belki de bu boşlukların doldurulmasına gerek olmadığını hiç düşünmedin mi?"
"Nasıl yani?" Bana baktı.
"Belki de boşluk sadece boşluktur. Gravyer peyniri gibi. Onu gördüğünde boşlukları doldurmayı düşünmezsin. Daha iyi olması için bunu değiştirmene gerek yok."
"Belki de şu peynirlerden biridir."
"Eminim. Ya da ay gibı, Rhys."
"Ayın nesi var?"
"Kraterlerle dolu ama güzel, değil mi? Tamamen pürüzsüz bir yüzey olmasından çok daha güzel. Sen de ay gibisin. Hepimiz kusurluyuz. Hepimizin boşlukları var. Ne olmuş yani? Bununla yaşayabiliriz. Bununla yaşamak zorundayız."