Ağlamaktan sonunu getirmekte zorlandığım bir kitap oldu. Kitabın ön yüzüne bakıldığında birbirine arkadan sarılmış iki küçük çocuk göze çarpıyor. Bu çocukların sıkı bir gönül bağı kurduğu zaten ilk başta kitabın kapağından bile belli oluyor. Rengarenk bir uçurtmanın üstünde özgürce süzüldüğü gökyüzü ise mavi ve bulutlu. İşte bu görünüşle kitabı elinize alır almaz samimi bir duygunun bedenini sardığını hissediyorsunuz. Bir hikayeden öte, insanın içsel yolculuğunu ve yaşadığı dünyayla hesaplaşmasını anlamlandıran etkileyici bir başyapıt. Yazarın kalemi sanki sihirliymişçesine o duygu ve durumları çok iyi betimleyip önünüze sunuyor, size de sadece ağlamak kalıyor.
“Senin bu kadar mutlu olmana, ancak senden bir şey almaya hazırlandıkları zaman izin verirler.”
Hikaye gerçekten kan donduran sahneler içeriyor.Yazar durumları çok iyi betimlemiş. Özellikle yüzlerdeki ifadeleri. Okumuyor, sanki onlarla bir arada yaşıyorsunuz.
Kitapta bir babanın iki çocuğu üzerindeki etkilerini görüyoruz. Emir'i zalim biri olarak düşünen ve yumuşaklığını, kendine benzemeyişini eleştiren baba sayesinde Emir zalim olmak için adeta çabalıyor.Öte yandan yanında bulunduğu süre içerisinde Hasan'ı kendi oğlundan ayırmayan baba da uzaklaşmasıyla oğlunu tamamen kaybediyor. İnsanlığın temel değerlerine ilişkin olan bir kurgunun akıcı bir dil kullanılması suretiyle kitabın sıkılmadan okunmasını sağlıyor.
aslında mülteciliğin bir tercih olmadığı ve o kişilerin hayatları dışında başka bir seçme şansları olmadıklarını da betimlemiş oluyor.
Uçurtma Avcısı insan olmana izin verilmeyen bir dünyanın en insani mücadelesini bizlere sunuyor.