Andreyev’in Kızıl Kahkaha adlı romanı, savasin insan ruhunda ve aklinda açtığı derin yaraları anlatan, hem rahatsiz edici hem de büyüleyici bir yapıt. İlk sayfasından itibaren sizi içine çekecek. Savaşın yalnızca cephede değil, bireyin zihninde de nasıl bir yıkım yarattığını anlatırken, korkunun, deliliğin ve çaresizliğin birbiriyle dans ettiği bir atmosfer sunuyor.
Andreyev’in eserinde, savaş bir olay ya da arka plan değil, bir karakter gibi hissediliyor. Romanin isimsiz anlatıcısı, bir savaş muhabiri ya da bir asker gibi degil savaşın doğrudan zihinsel bir kurbanı olarak karşımıza çıkar.
Kizil kahkaha aynı zamanda savaştaki anlamsız vahşetin bir yansımasıdır. Andreyev, savaşın yalnızca şiddeti değil, aynı zamanda insanların bu şiddete olan alışkanlığını da gözler önüne serer. Ölüm sıradanlaşır, yaşam ise bir yük haline gelir. Okuyucu, kanın rengini, çığlıkların yankısını ve savaşın insanlığı ne denli çürüttüğünü adeta hisseder. Andreyev’in tasvirlerinde, savaşın sadece bir olgu değil, insanın zihninde dolaşan, kahkaha atan bir hayalet olduğu hissedilir.
Kızıl Kahkaha, insanlık tarihine yazılmış bir şikâyet gibi bişey. Andreyev’in dünyası karanlik ve rahatsız edici olabilir, ama belki de bu rahatsızlık tam da görmek istemediğimiz gerçeklerle yüzleşmemiz için gereklidir. Bu kitabı okuyan kişi, savaşın sadece bir olay olmadığını, aynı zamanda bir çöküş olduğunu iliklerinde hisseder. Kızıl Kahkaha savaşı anlamaya degil, ondan korkmaya çağırıyor.