Aylin Ubuz

Aylin Ubuz
@Aylinubzz
9/10
·128 syf.··
2021 10. kitabı
Ölümü içselleştiren bir yazarın başaralı bir kurgusu. Zaten acı bir gerçekten bahsederken bile okuru kitaba bağlamayı başarmak Stefan Zweig'in üstesinden gelebileceği bir şey. Kitaptaki karakter tanıtımı aşamasında anlatıcı, Çentoviç'ten bir dâhi olarak söz ediyor. Fakat girişte, Çentoviç'in entelektüel cehaletin yüz bulmuş hâli olduğu anlatılıyordu. Burada cehalet ile deha arasında nasıl bir bağ kurulmak istendiğini anlayamadım. Salt bir konuda uzmanlaşmış ve başkaca bir insani ve akademik, entelektüel meziyeti bulunmayan bir insan da dâhidir, deniliyor anladığım kadarıyla. Ki zaten tarihte de dehası ispatlanmış birçok insanın sorunlu karakterler olduğunu anlatan bilgileri de bir yerlerden hatırlıyorum. John Nash Da Vinci, Galileo Galilei, Mozart gibi birçok dâhinin farklı psiko-sosyal sorunları olduğunu biliyoruz. Burada da böyle bir mesele mi anlatılmak istenmiş, orası soru işareti olarak kaldı bende. Nazizm’e yapılan atıflar ve eleştiriler ayrıca dikkat çekiciydi. Nazizm, dünyada birçok yıkıma yol açtığı gibi birçok bilimsel gelişmenin de öncüsü olmuş bir hareket aslında. Dr. B. de bu durumu tam olarak karşılayan bir örnek. Yani Nazizmin hem yıkımını veriyor Dr. B. bize hem de bilinçsizce yol açtığı gelişimi... Örneğin bakınız günümüzdeki birçok tıbbi gelişme, Nazi doktorlarının canice ortaya koydukları tıbbi çalışmaların (?) sonucu ortaya çıkmış olarak kabul ediliyor. İnsan bedeninin tanınması gibi ve hatta organ nakilleri, farklı ameliyatlar gibi tıbbi eylemlerin birçoğuna Nazi doktorlarının yaptığı canice deneylerin ön ayak olduğu, konuşulan ve anlatılan bir gerçekliktir. Başka bir örnekle, dünyanın en ünlü uzay markalarından birisi ve hatta birincisi olan NASA'nın kurucu liderlerinin de Nazi Almanya'sından kaçan mühendisler olması, bunun başka bir anlatımıdır.
Satranç (Çizgi Roman)Stefan Zweig · Kurukafa Yayınları · 2018837 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
10/10
·190 syf.··
2021 9. kitabı
Fedakârlık, almadan vermek, verebilmek demektir. Kaçınız almadan verebilirsiniz? Üstelik verecek bir şeyiniz kalmamışsa bile. Aşk denen şey için; canını dişine takar, çok çalışır ve varını yoğunu ortaya koyar insan... Kitabı bitirdikten sonra aklıma şu soru takıldı. İnsan ne için yaşar ve çalışır? Hiç bunu düşündünüz mü? İnsan öncelik temel ihtiyaçlarını giderebilmek ve daha sonra da daha iyi yaşayabilmek için çalışır. Bunlar için çoğu insan her gün saatlerce işlerinde tüm sıkıntılara katlanır. Ama bir de düşünün her gün sabahtan akşama kadar çalışıyorsunuz. Ama ne yediğiniz yemek belli ne de kalacağınız yer düzgün? Böyle bir durumda insan nasıl katlanabilir o işe, o hayata? İşte Dostoyevski daha üniversite yıllarında yazdığı bu ilk kitabında Rusya’nın o zamanki ekonomisine, karın tokluğuna bile çalıştırılmayan insanlara dikkat çekmek istemiş. Bunu da genç bir kızla yaşlı bir adamın mektuplaşmalarıyla başarılı bir şekilde göstermiş. Kitapta okuduğum neredeyse tüm mektuplarda konu hep belli: Fakirlik. Okurken hep böyle hayat mı olur diyorsunuz. Kitapta sosyolojik ve psikolojik birçok değinilen kısım var. Yoksulluğun insanı ne kadar zor bir duruma soktuğunu ve bu durumun kişide bıraktığı derin utanç ve hüzün çok güzel anlatılmış. Kitaptaki yoksulluk ve karakterlerin sürekli hastalık ve soğuktan bahsediyor olması bana biraz Tabutta Rövaşata filmini anımsattı. Her şeye rağmen sevdiğin insanların varlığı sayesinde yaşama tutunma çabası bu duyguların evrenselliğini gösteriyor bence. “Ateş, aşk mihrabındaki parlak alevle coştu ve kadersiz kurbanların kalplerini dağladı.” Romanın bugün dahi bu denli okunmasının , rağbet görmesinin sebebi nedir derseniz onun cevabını da roman yayınlanmadan önce eleştiri amaçlı okuyup , roman ve yazar için şu satırları kaleme almış eleştirmen
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · İlya Yayınları · 200877bin okunma
7/10
·232 syf.··
2021 8. kitabı
Bu ay okuduğum ilk kitap John Boyne’nin Zirvenin Dibindeki Çocuk adlı kitabı oldu. Eserde Adolf Hitler zamanındaki Almanya çok güzel bir şekilde anlatılmış. Kitabın başları mükemmeldi ama sonlara doğru gelince kitaba karşı olan güzel düşüncelerimin bir kısmı değişti. Bana göre kitapta iki ana karakter vardı. Bunlardan biri Pierrot. Pierrot çok tatlı, iyi kalpli, savaşlardan nefret eden bir çocuktu ama diğer karakter olan pieter ise zalim, savaş isteyen ve onun iyiliğini düşünen halası Beatrix ve şoför Earnst’i öldürebilecek kadar kötü kalpliydi. Benim ve dünyadaki çoğu insanın en çok korktuğu şeylerden biridir Pierrot iken Pieter olmak ve gelecekte hayatının her anında pişmanlık duymak. Bu yüzden herhangi bir şeyi yapmadan önce çok iyi düşünmeliyiz çünkü atalarımızın da dediği gibi acele bir ağaçtır meyvesi pişmanlıktır. Kitabın sonunda Pierrot ve Ashelin birbirini bulması çok olası bir durumdu ama bu şekilde bulmalarını ve birbirlerini bu kadar kolay tanımalarını beklemiyordum. Kitapta bahsedilen emil ve dedektifler adlı kitabın gerçekten de olup olmadığını merak ettim ve araştırdım, varmış. Emil Erich Kästner tarafından yazılmış. Okunacak kitaplar listeme bir yeni kitap daha eklenmiş oldu. Bu kitabın geçen sene okuduğum ve gerçekten çok beğenip hala etkisinde olduğum bir kitap olan Çizgili Pijamalı Çocuk kitabının yazarı tarafından yazılmış olması bu kitabı sevmemde etkili bir faktör oldu. Okurken aklıma takılan ve üzerinde çok düşünmeme sebep olan bir soru vardı. Pierrot ’un böyle kötü biri olmasını sağlayan asıl şey yaşadığı zor günler miydi yoksa Fühner ile geçirdiği zamanlar mı? Sonunda bir sonuca ulaştım hayattı ama Fühner el bombasının pimini çeken kişi olmuştu. Fühner sayesinde pireotun hayata bakışı olumsuz yönde etkilenmişti. Ölmesine en çok üzüldüğüm kişi
Zirvenin Dibindeki ÇocukJohn Boyne · Tudem Yayınları · 20201,318 okunma
10/10
·160 syf.··
2021 7. kitabı
Bu ay okuduğum ve hatta ömrüm boyunca okuduğum en güzel ve en duygusal kitaptı Michael Morpurgo’nun Savaş Atı kitabı. Yazar anlatmak isteği her şeyi o kadar güzel anlatmış ki nerdeyse kitaba aşık oldum. Bir kitap nasıl her hecesine kadar güzel olur sorusunun cevabı olarak gösterebileceğim bir kitap. Kitabın başlarını okurken aklıma hemen Siyah İnci kitabı geldi ve iki kitabın yazarlarından biri kopya çekmiş algısına kapıldım. Hemen hangi kitabın daha önce yazıldığına baktım. Savaş Atı kitabı daha sonra yazılmıştı. Kafamda kitapla ilgi önyargılar oluşmuştu. Bu kopyacılık fikriyle okumaya devam ettim. Yanıldığımı anlamak uzun sürmedi. Kitabı okurken bunları sanki ben yaşıyormuşum hissine kapıldım ve birçok yerde kendimi tutamayıp ağladım. Ben gerçek hayat hikâyelerini anlatan kitapları genelde çok sevmem çünkü yazar sanki kolaya kaçmış gibi hissederim ama bu kitapta olay atından ağzından anlatıldığı için çok hoşuma gitti. Kitapta en sevdiğim karakter Emily’nin dedesi oldu çünkü her şeyin farkında olan bilinçli bir kişi. Bunun nedeni diğer karakterlere göre daha yaşlı olması olabilir. Çoğu insan (özellikle de akranlarım) yaşlılığın kötü bir şey olduğunu düşünüyor. Bense yaşlanmanın güzel bir şey olduğunu düşünüyorum çünkü insan yaşlandıkça hayatı anlamaya başlar ve gerçekleri görür. Michael Morpurgo İngiltereli olmasına rağmen Almanya ile İngiltere arasında gerçekleşen bu savaşı tarafsız bir şekilde anlatmış. Bu yüzdende hem kitabı hem de yazarın yazış tarzını çok beğendim. Keşke bütün yazarlar bu gibi konuları tarafsız bir şekilde anlatabilse. Yazar olmak çok zor bir iş çünkü hayal gücünün sınırlarını zorlamalısın, her konuda az çok bilgin olması lazım, az önce de değindim gibi tarafsız olmalısın ve insanların eleştirilerini dikkate almalısın. Tabii ki olumlu ya da
Savaş AtıMichael Morpurgo · 20161,481 okunma
10/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2021 6. kitabı
İlk okul zamanlarında kısaltılmış versiyonunu okumuş olduğum bu kitap gerçekten insanı derinlerden etkiliyor. Kitap oldukça akıcı bir üslup ile yazılmış. Okurken hiç sıkılmıyor, hatta elinizden bırakamıyorsunuz. Siyah inci bir çocuk romanı alanında yazılmış. Dünya Edebiyatı'nın en çok satan yüz romanı arasına girmiş. Hayvanların dilinden anlamak için ne yapmalıyız? Bu soruyu kendimize sorarak onları anlamak için bir adım attığımızı düşünüyorum. Bu kitap bir atın siyah incinin biyografisidir. Hayvanların halinden anlamak için onların yerine koymalıyız kendimizi, bunu ne kadar yapabiliyoruz ki? Kimse yeterince bununla ilgilenmiyor. Hayvanların doğaya ve insanlığa olan hizmetini kimse inkâr edemez. Özellikle evcil ve ehlileştirilmiş olanlar binlerce yıldır tek amaçlarının “hizmet” olduğu bu dünyada karın tokluğuna sayısız insanın yapmayı başaramayacağı şekilde çalıştırılıyorlar. Biz insan olarak ise hizmet ve eziyet kavramını karıştırıyor, hayvanları zulümle idare etmeye çalışıyoruz. Aksi olsaydı bir çobanda sopaya, bir arabacı da kamçıya ne gerek vardı. Bu yüzden bu tür kitapların okunması, okuyucularının çoğalması duyarlılığımızı artırır. Onları ne tür zorluklardan geçtiğini, karşılaştığı güzel yürekli insanlar sayesinde neler hissettiğini bilmeli, hallerini anlamalı ve onlara nasıl davranmamız gerektiğini bilmeliyiz. “Nasıl sadece bilgisizlikten diyebilirsin? Kötü kalplilikten sonra dünyadaki en kötü şeydir bilgisizlik." Ben kitaplara başlamadan önce yazarların bu kitabı yazarken yaşadığı durumları okumayı severim . Kitap kadar öyküsü de beni derinden etkiledi. Bu roman yazarın basılmış tek romanıdır. Anna Sewell hastalığından dolayı romanı annesinin yardımıyla tamamlamış ve kitap basıldıktan 5 ay sonra da ölmüş. Hayvanlara dilsiz diyoruz, doğru
Siyah İnciAnna Sewell · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202411,9bin okunma