Michael Morpurgo dan yine harika bir roman. Yazar bu kitabında da hayvan ve insan dostluğunu konu almış. Kaçınılmaz bir savaşın sebep olduğu ayrılıklar, acılar ve en nihayetinde meydana gelen kavuşmalar anlatılmakta bu kitapta. Romanda anlatılanların, gerçek bir hayat hikâyesi olması da cabası. Yazar olay akışını okurunu sıkmadan, adeta olayı okuyucusuna yaşatırcasına anlatmış. Kesinlikle okunması gereken bir kitap.
İlk sayfaları okumaya başladığımda, hikâyeye çok odaklanamadım. Çünkü bir atın ağzından anlatılmasını beklemiyordum. Bu ilginç ve aynı zamanda da güzel bir deneyim oldu.
Akıcılığı çok iyi olmasa da yazım dili kaliteli bir kitap...
Bu kitabı okurken çok duygulandım. Savaşın olumsuz koşullarında hayatı anlatıyor. Bir at ile bir çocuğun imkansız gibi görünebilecek dostluklarını anlatıyor. Hele ki son bölüm. Emilie'nin büyükbabasının böyle bir şey istemesi...
Kitap kusursuzdu. Normalde hep okuldan verilen kitapları eleştiririm ama bu sefer değil. Hatta okula teşekkür bile edebilirim sanırım bu kitap için. O kadar dostunu kaybetmesine rağmen hiç yılmayan bir attan bahsediyoruz burada...
Kesinlikle okumanız gereken bir kitap. Okuduktan sonra savaş ve hayvanlar ile alakalı fikriniz değişebilir. Mesela benim fazlasıyla değişti.
Bu kitabı okuyunca aklıma Siyah İnci geldi.
Bence kesinlikle çok iyi dost olurlardı...
Albert'ın babasının sarhoşken aldığı atın 1. Dünya savaşında Albert'a kavuşmak için verdiği mücadele anlatılıyor. Albert ise atını (Joey) almak için savaşa giriyor. Kitap güzel ama çok akıcı değil. Herkese tavsiye ederim.
Bir atın gözünden savaşın ne kadar zorlu olduğu,sevenleri ayırması anlatılmış,sonunun kavuşmayla bitmesi de çok güzel,yalnızlık hayvanlar ve insanlar içinde kötü blr duygu ,ortaokul seviyesine uygun
Muhteşemin de ötesinde muhteşemliğe sahip bir kitap. Zoey'in annesinden kopartılışını sonra bir çiftliğe gidişini, orada geçirdiği güzel zamanlarını, savaşa katılmasını, diğer atlar ile kurduğu sevgi bağını ve en sonunda evine dönüşünü anlatan bu eser dört dörtlük. Hayatın bir at için ne kadar zor olduğunu anlatan duygu yüklü bir kitap. Aldığı ödülü fazlasıyla hak eden bir başyapıt.
Bu ay okuduğum ve hatta ömrüm boyunca okuduğum en güzel ve en duygusal kitaptı Michael Morpurgo’nun Savaş Atı kitabı. Yazar anlatmak isteği her şeyi o kadar güzel anlatmış ki nerdeyse kitaba aşık oldum.
Bir kitap nasıl her hecesine kadar güzel olur sorusunun cevabı olarak gösterebileceğim bir kitap. Kitabın başlarını okurken aklıma hemen Siyah İnci kitabı geldi ve iki kitabın yazarlarından biri kopya çekmiş algısına kapıldım. Hemen hangi kitabın daha önce yazıldığına baktım. Savaş Atı kitabı daha sonra yazılmıştı. Kafamda kitapla ilgi önyargılar oluşmuştu. Bu kopyacılık fikriyle okumaya devam ettim. Yanıldığımı anlamak uzun sürmedi. Kitabı okurken bunları sanki ben yaşıyormuşum hissine kapıldım ve birçok yerde kendimi tutamayıp ağladım. Ben gerçek hayat hikâyelerini anlatan kitapları genelde çok sevmem çünkü yazar sanki kolaya kaçmış gibi hissederim ama bu kitapta olay atından ağzından anlatıldığı için çok hoşuma gitti. Kitapta en sevdiğim karakter Emily’nin dedesi oldu çünkü her şeyin farkında olan bilinçli bir kişi. Bunun nedeni diğer karakterlere göre daha yaşlı olması olabilir. Çoğu insan (özellikle de akranlarım) yaşlılığın kötü bir şey olduğunu düşünüyor. Bense yaşlanmanın güzel bir şey olduğunu düşünüyorum çünkü insan yaşlandıkça hayatı anlamaya başlar ve gerçekleri görür. Michael Morpurgo İngiltereli olmasına rağmen Almanya ile İngiltere arasında gerçekleşen bu savaşı tarafsız bir şekilde anlatmış. Bu yüzdende hem kitabı hem de yazarın yazış tarzını çok beğendim. Keşke bütün yazarlar bu gibi konuları tarafsız bir şekilde anlatabilse. Yazar olmak çok zor bir iş çünkü hayal gücünün sınırlarını zorlamalısın, her konuda az çok bilgin olması lazım, az önce de değindim gibi tarafsız olmalısın ve insanların eleştirilerini dikkate almalısın. Tabii ki olumlu ya da
Michael Morpurgo’nun Savaş Atı adlı eseri, Birinci Dünya Savaşı’nın yıkıcı etkisini bir atın, Joey’nin gözünden anlatan dokunaklı ve çarpıcı bir roman. Yazar, savaşın anlamsızlığını ve insanoğlunun doğa ile olan ilişkisindeki trajik kopuşu, bir hayvanın sadakati ve hayatta kalma mücadelesi üzerinden ustalıkla işliyor. Joey’nin hikâyesi; dostluk, ayrılık ve umut temaları etrafında şekillenirken, metin hem genç hem de yetişkin okurlar için evrensel bir vicdan muhasebesine dönüşüyor. Sadelikle derinleşen anlatımı sayesinde, okura savaşın dehşetini doğrudan değil, bir sessiz tanığın perspektifinden sunarak duygusal bir derinlik bırakıyor. Sonuç olarak, savaşın insani ve vicdani maliyetini hatırlatan etkileyici bir yapıt.
Onları savaş ayırdı, mücadeleler sınadı, sevgi birleştirdi.
1. Dünya Savaşı zamanında; savaşın en kötü hallerinde ayrılmış bir dostluğun aralarındaki sevgi ve dostluk bağının onları tekrardan birleştirmesini anlatan müthiş bir kitap. Bir at ve bir gencin kopmaz bir dostluk bağı ve bu bağın onları tüm zorluklara karşın yeniden kavuşturması.
Öncelikle şöyle başlıyayım, kitap muhteşem harika ben bayıldım herkese büyük, küçük olsun öneririm konusu çok iyi çocuklarınıza alabilirsiniz. Ve konusu çok akıcı insanı hiç sıkmıyor.
Morpurgo, 1943'te St Albans, Hertfordshire'da aktör Tony Van Bridge ve aktris Kippe Cammaerts'in ikinci çocuğu olan Michael Andrew Bridge olarak doğdu. Savaş yıllarında Londra'da büyüdü. Morpurgo, Earl's Court'taki St Matthias'ta ilkokula gitti. Aile daha sonra Morpurgo'nun okul tatillerinde yaşayacağı Essex'teki Bradwell-on-Sea'ye taşındı ve yedi yaşındayken Sussex'teki yatılı okula gönderildi. Okul çok katıydı ve erkekler sık sık dövülüyordu. Bu dönemde Morpurgo'da bir kekemelik oluştu. Yatılı okuldaki mutsuz deneyimleri daha sonra The Butterfly Lion adlı romanına ışık tutacaktır. Ashurst Wood'daki The Abbey okulunda altı yıl geçirdikten sonra Morpurgo, Canterbury, Kent'teki bağımsız bir okul olan King's School'a gitti ve burada önceki okuluna göre evini daha az özledi.
Morpurgo biyolojik babasının kim olduğunu 19 yaşına kadar öğrenemedi. Annesi boşandıktan sonra, babası Van Bridge Kanada'ya göç etmişti ve hakkında hiç konuşulmadı. Morpurgo, annesiyle televizyonda Büyük Umutlar'ın 1962 CBC versiyonunu izlerken, annesi Van Bridge'i Magwitch rolünde tanıyıp Michael'a "Bu senin baban!" diyene kadar babasının bir görüntüsünü de hiç görmedi. Dokuz yıl sonra şahsen tanıştılar.
Morpurgo daha sonra King's College London'da İngilizce, Fransızca ve Felsefe okudu ve üçüncü sınıftan mezun oldu. Daha sonra Canterbury, Kent'teki Wickhambreaux İlkokulunda ve 1968'de Cambridge'deki St. Faith's School'da kısa bir süre öğretmenlik yaptı.
Öğretmenlik yaparken yazar olmaya karar verdi. Yazdığı yüzden fazla kitabın büyük bir kısmı çocuklar içindir ve birçoğuyla edebiyat ödülleri kazanmıştır. Kitaplarından beş tanesi filme alınmış, iki tanesi de televizyona uyarlanmıştır. Morpurgo'nun yazarlık kariyeri, Ted Hughes'un Poetry in the Making, Paul Gallico'nun The Snow Goose ve Ernest Hemingway'in The Old Man and the Sea'sinden ilham alır.
19 yaşındayken 1963'te Penguin Books'un kurucusu Sir Allen Lane'in en büyük kızı Clare ile evlendi. Bir önceki yıl, Morpurgo'nun o sırada Penguin'de editör olan üvey babası aracılığıyla Korfu'da tatilde tanışmışlardı. Üç çocukları Sebastian, Horatio ve Rosalind, adlarını Shakespeare karakterlerinden alır.
1976'da Morpurgo ve eşi Clare, birincil amacı şehir içi bölgelerden gelen çocuklara kırsal alan deneyimi sağlamak olan Farms for City Children'ı kurdu.
Program, çocukların kırsal bir çiftlikte bir hafta geçirmelerini ve bu süre zarfında çiftlik ve bahçe işlerinde yer almalarını içeriyordu. Hayır kurumunun ilk başkanı, çiftin yakın arkadaşı ve komşusu Ted Hughes'dı.
Kurulduğundan beri programa yaklaşık 85.000 çocuk katıldı ve hayır kurumunun şu anda Galler, Devon, Gloucestershire'da üç çiftliği var. Morpurgo, hayır kurumundan hayattaki en büyük başarısı olarak bahseder.
Morpurgo'ya 2017 yılında gırtlak kanseri teşhisi kondu ve radyoterapi tedavisiyle iyileşti.