Ellerim sinirden titriyordu, vücudumun buz gibi olduğunu fark et-
tim. Telefonumu öfkeyle kapattım. Annem de büyük ihtimal bu ha-
reketime kızmıştı ama yapacak bir şeyim yoktu. Hayatta her olana
müdahale edemezdim. Bu evren benim kurallarım doğrultusunda
dönmüyordu. Genç bir kadındım. Normal bir insanın nasıl hayatı-
nı devam ettirmek için yemek yemeye ve paraya ihtiyacı varsa benim
de aşka ihtiyacım vardı, sevilmeye, şefkate muhtaçtım. Sürekli stres-
le boğuşan bedenim bu duyguları artık daha çok tatmak istiyordu.
Dolaptan bir bardak taze sıkılmış meyve suyu doldurdum kendime.
Sigaramı yakıp camın kenarına geçtim, çiseleyen yağmur gerçekten
izlemeye değerdi. Gecenin karanlığında yağmurun cama vuruşu bu
ses bile bir dirhem de olsa rahatlatıyordu beni. Biraz camı açtım,
derin bir nefes aldım. Minik kedim Sara, ayaklarımın altında sahi-
bini mutlu etmek istercesine sevimli dairesel hareketler yapıyordu.
Biraz kırgın, biraz umutla tebessüm ettim. Eğilip tüylerini okşadım,
ellerimi boynunda gezdirdim, buna bayılırdı, gözlerini kısar mini-
cik ağzını bükerek açardı. Ne zaman canım sıkkın olsa ya ayakları-
mın altında dolanır ya da yatağımın ucuna kıvranırdı. Keşke insan-
lar da sizin kadar duyarlı olsa diye mırıldandım. Telefonumu elime
aldım, bir-iki kere ulaşmaya çalıştım ama kapalıydı, sesli mesaj bı-
raktım, umarım gördüğünde ilk beni arardı. Çevredeki evlere bak-
tım, kimisi çok katlı siteler kimisi iki katlı müstakil evler, hepsinin
ışığı yanıyor, nokta gibi gözüküyorlardı. İçlerinde yaşayan insanları
düşündüm. Kimi bir iş adamının metresiydi, adam eve daha rahat
girip çıkabilmek için almıştı o evi. Kimisi de dişinden tırnağından