O kadar güzel ve sürükleyici bir kitap ki... Aynı zamanda çok trajik bir hikayesi var. İnsan okurken duygusallaşabiliyor. Ben şahsen okuduğumda ağlamaklı oldum. Ezidilerin bu kadar acı çekmeleri, onlar üzerinden kendilerine bazı şeyleri hak gören vahşilerin yaptıklarını okudukça kanım çekildi resmen. Her insan dünyaya bir kere gele biliyorsa herkes her şeyin en iyisini, en güzelini yaşamalı bence. Kimsenin kimseden üstün olmadığı herkesin eşit şartlara, eşit haklara sahip olduğu bir dünya olmalıydı. Hele çocuklar... Onların kendileri gibi masumca bir dünyada yaşamaları her şeyden önce şart olan bir durum iken maalesef dünya gerçekleri buna izin vermiyor. Dil, din, ırk, renk, mezhep ayrımı yapılmaksızın herkes eşit olduğu bir dünya olmalıydı.
Zülfü Livaneli'nin yazdığı bu muhteşem eserde de Ezidi kardeşlerimin uğradığı zulümler ve bunun sonucunda yaşadıkları acı dolu günleri anlatmaktadır. Okurken tüylerim diken diken oldu resmen. İşid'in, Ezidilere yaptığı zulmü (erkekleri ayrı alıp onlara ne yaptığı belli değilken genç ve küçük kızları alıp ailelerinden kopartmaları yetmiyormuş gibi onları esir almaları, para karşılığı alıp satmaları, onlara tecavüz etmeyi kendinde hak görmeleri hele ki küçük yaştaki çocuklara tecavüz etmeyi) aklım almıyor bir türlü.
Ünlü edebiyatçı bu kez kalemini sınırboylarında gezdiriyor. Ortadoğu'daki savaşın ve IŞİD zulmünün en çok etkilendiği insanların, Ezidi kadınların ve çocukların yaşadıklarını cesurca aktarıyor.
İstanbul'da gazetecilik yapan İbrahim, bir sabah, çocukluk arkadaşı Hüseyin'in ölümünü haber masasında buluyor. İşte bu ölüm, İbrahim'i neredeyse tüm bağlarını kopardığı köklerine, Mardin'e doğru bir yolculuğa çıkarıyor ve Meleknaz'la tanışmasını sağlıyor. İbrahim, ölmüş arkadaşının sevdasını devralır gibi Meleknaz'a aşık oluyor