Yahudilerin dünyadan adalet istemeye hakları vardır...
Ancak ben kendi hesabıma Arablara karşı bir adaletsizlik yaparak Yahudilere adalet sağlayamam...
Kitabın yazarı Roger Garaudy bir Fransız fakat gördüklerini ve bilgilerini ,bir takım yaptırımları olmuş olsa da, paylaşmaktan geri durmamış ve olabildiğince tarafsız kalmaya çalışmış biri olduğunu düşünüyorum. Çünkü kitapta İsrail'in kuruluşu, Filistin topraklarına nasıl yerleştikleri ve günümüzde de devam ede gelen bir kendi doğrularını dayatma politikası içerisinde olduğunu ayrıca dış ülkelerce fonlandıklarını ve daha bir çok olayı bazı belgelere de dayandırarak aktarmaya ,anlatmaya çalıştığını görüyorum. Kitabın başında belgelere dayandırarak fazla bilgi aktarımı yapıldığı için dili biraz ağır gelebilir ancak devam edildiği sürece akıcı ve farklı bakış açılarıyla süslenmiş bir kitap olduğu anlaşılacaktır. Günümüz sürü psikolojisi ile ilerleyen toplumun doğru diye nitelendirdiği durumların aslında temelinde o kadar da doğru olmayan hatta yanlış diyebileceğimiz bir çok şeyin olduğunu gördüm kitapta bu sadece tarihi bir metin olabilir fakat işin alt yüzünü araştırmadan sürü psikolojisiyle yöneldiğimiz her durum için de geçerli olduğunu görebilmemi sağlayan bir kitap oldu açıkçası bundan sonrasında daha fazla tarihi kitap okumaya gayret etmem gerektiğini düşündüren bir kitap oldu umarım kitabı okuyacak olanlar için daha varimli sonuçlar doğurur..
Bu incelemeyi yazmamın asıl sebebi kitaba başta önyargılı yaklaşmış olmam... tamamen tevafuk eseri okumaya başladığım kitabın sonunda bana gözyaşları bırakacağını bilmeden... kitabın yazarına lise ikide bir YouTube videosunda denk gelmiş ve oldukça samimi bulduğum için takip etmiştim. uzunca bir süredir de ilgimi çekmiyordu açıkçası ta ki sınıftan birinin elinde "fesleğen" kitabını görünceye değin.. sadece meraktan okumak istedim hatta kitabın başlarında çok sıradan olduğunu düşünmüş fakat başladığım kitapları yarım bırakmaktan da nefret ettiğim için yarım bıraktığım nadir kitaplar listesine girmesini istemedim. doğrusu iyi ki de okumaya devam etmişim.. kitap bittiğinden beri içim umut dolu.. dil olarak belki müthiş diyebileceğim bir kitap değil ama hikayenin gerçek olması(kitabın ne kadarı kurgu bilemem fakat ana temanın gerçek olması ve işleyişin çok güzel bir ahenk oluşturması beni cezbetti) ve zannımca ana karakterlerin yazarın kendisi ve eşi olması bende daha kuvvetli duygular oluşmasına sebep oldu. Kitabın sonunda dedim ki evet "Allah için sevmek", aslında kavuşmanın kendisidir! Çünkü bence kitabın ana teması tensel bir kavuşma değil aslında ruhen bir olabilmek... kitapta değinilen hikayeler ,işleyiş , "Romeo ve Juliet" örneği ile "Leyla ile Mecnun" kıyaslaması hepsi 'iki iken bir olabilmeyi' anlatıyordu özünde. ayrıca yazarın kitabın ortalarında ifade ettiği "yaptığımız her şeyde öncelik Allah'ın rızası mı?" diye kendilerine sormayı ilke edinmiş olmaları o kadar anlamlı ki yani hele ki günümüzde bu ilkelerden sıyrılmış ve dünyanın rehavetine kapılmış giden bir zamanda sürükleniyorken böyle bir kitapta bu tarz bir cümleye denk geleceğimi hiç düşünmezdim. ki kitapta maddi olan her şeyin bir yerde gelip geçici olduğuna da sık sık vurgu yapılıyor bu yüzden asıl