Bahçıvan gittiğinde evin önündeki bahçeye ne olur... Kirazlar olgunlaşacak ve dökülecek, elmalar olgunlaşacak ve dökülecek, armutlar, mürdüm erikleri... Otlar patikayı sarmaya başlayacak. Bahçe, bahçıvanı olmadan da coşmaya devam edecek, onun diktikleri büyüyecek, meyveye duracak ama yabani otlarda kendine yol açacak, bir süre sonra onlar da her şeyi ele geçirecek. Belki hemen değil, ama işler böyle yürür - bedenler soğur, bahçeler yabani ota boğulur, çocuklar yetim kalır. Yine de bahçıvanın ölümlülüğüne rağmen bahçe bir anlamda ölümsüzdür. Belki artık tam anlamıyla bir bahçe olmayacaktır. Bir bahçe yaratmak karmaşık manevralar, doğayla savaşlar ve ateşkesler içerir, bir yere kadar onun tarafında yer alırsın , bahşedileni, toprağı ve onun verim gücünün kullanırsın ama aynı anda onu kontrol altına alıp ehlileştirmek için ikinci bir savaşta verirsin. bu otlar - gitsin, bu çalılar - kalsın, güller - evet, ama zalimce budanacak...
Aralık ayının son günleri tükeniyor. Akşam yedi sularında-ağır bir yoksunluk. İki gün sonra-yeni bir yıl. Bayramlar yas zamanı özellikle ağırdır. Televizyonda yakınlarımızla bir araya gelme konulu reklamlar akıyor oluk oluk, sırıtan Noel Babalar çocukları kucaklıyor, tüm aile oturma odasında toplanmış, baba ise bitmek bilmeyen bir sucuğu ince ince dilimliyor. Alışveriş yaptığım markette bana Mutlu Yıllar diliyorlar...
...Şu veya bu şekilde yıllardır yaşadığım karmaşa artık ruhumu köreltmişti. Ama ruhum ,sükunet sayesinde iyileşti. Öyle bir sükunet ki, dışardan olduğu kadar içimden de geliyor. Mimari, resim ,heykel, müzik, ayin, sade giysiler; ama hepsinden çok da, sanıyorum meditasyon. Saatler boyunca sessiz ve hareketsiz oturmak. Bütün bunlar içimdeki karmaşayı dindirdi, beni hayatta tıpkı derede yüzen bir balık gibi yaşar hale getirdi.