Bana sorarsanız gerçek mutluluk yaz yağmuru gibi birden bire boşanmaz insanın başına. Davranışımıza, çevremizdeki insanlarla ilişkilerimize her gün azar azar çekidüzen vererek eksiklerimizi tamamlarız. Yavaş yavaş biriken bir şeydir mutluluk.
Zil istediği kadar acılaşabilir, memur demir kapıyı kapamak tehdidini istediği kadar ileri götürebilir; ben artık o vapurların yolcusu değilim, benim oralarda artık kimsem kalmadı. Yüksek kaldırımlardan istediğim kadar yavaş, eski kitap satan dükkanların camekânları önünde istediğim kadar oyalana oyalana çıkabilirim. Tünel'e varınca tramvay bekliyormuş gibi üzüntülü bir hâl alarak travmaya binenleri seyreder, sonra yayan gitmeğe karar vermiş bir insan tavrıyla etrafı seyrede ede Galatasaray'a Taksim'e kadar yürüyebilirim.