Miryakefalon Savaşı, bir yüzyıldan biraz uzun bir süre önce gerçekleşen Malazgirt’ten beri Anadolu’daki en önemli askeri hareketti. Manuel, Konstantinepolis’e yazdığı bir mektupta Kılıç Arslan’a yaptığı barış sayesinde Romanos Diogenes’in aksine yakalanmaktan kurtularak ordusunu eve getirebildiğini belirtmekle birlikte, Malazgirt felaketiyle kıyasladığı bu afetin büyüklüğünün pekala farkındaydı.
Türkler… sabahın köründe Romalıların etrafını sarmak amacıyla, hazır bir yemeğini mideye indirmek ya da başı boş kalmış yumurtaları ve savunmasız kalmış bir yuvayı çalmak için üşüşen vahşi hayvanlar gibi harekete geçti. Siperle kuşatılmış kampın etrafında daire şeklinde at sürerek ve barbarca savaş naraları atarak, içindekileri oklarıyla vurdular.
Anna Komnena Türklerin savaş taarruz tarzını şöyle anlatır:
… Sağ ve sol kanatları ile merkezleri saflara bölünmüş, adeta birbirinden kopuk gruplar halindeydi; ne zaman sağa ya da sola bir saldırı gelse, merkez, kabul görmüş savaş geleneğini altüst eden bir girdap hamlesi ile harekete geçiyordu.
….
Sıcak takipte Türkler, esirlerini oklarını kullanarak alırlar; kaçarken de kendilerini takip edenleri aynı silahla bunaltır ve oku attıklarında da ya süvariyi ya da atı vururlar. Öylesine kuvvetle yaparlar ki ok vücudu delip geçer. Türk okçuları işte böylesine yeteneklidir.