O gökyüzünün ve yeryüzünün gerçek yaratıcısıdır; gecenin gündüzü örtmesini ve günün yeniden gecenin yerini almasını sağlayandır; güneşe ve aya boyun eğdirendir; hepsi her şey O’nun takdirine göre işler; O’nun her şeye gücü yeter; hiç kuşku yok ki O en kudretlidir, en Yüce Bağışlayıcıdır.
“Diz çök,” dedi Talib.
“Şu an evli bir kadın, bir anne olduğunu biliyorum. Bende çıkıp geldim; onca yılın ardından, bütün olanlardan sonra kapına dikildim. Muhtemelen yakışıksız, belki de haksız bir davranış, ama seni görmek zorundaydım… Ah, Leyla, senden hiç ayrılmamalıydım.”
Yeryüzünde atmosfer olmasaydı, demişti Azize soluk soluğa, gökyüzü mavi olmaz, zifiri karanlık bir deniz olurdu , güneşse karanlıktaki kocaman, parlak bir yıldız.
Kitap ilk bakışta bir cinayet hikâyesi gibi görünse de aslında insanın varoluşunu, toplumun beklentilerini ve hayatın anlamını sorgular. Meursault’nun dürüstlüğü dikkat çekicidir; hissetmediği duyguları göstermeye çalışmaz. Ancak toplum, onun işlediği suçtan çok duygusal tepkilerini yargılar.
Roman boyunca Meursault’nun kendisini olduğu gibi göstermesi dikkatimi çekti. Çoğu insan kabul görmek için duygularını veya düşüncelerini değiştirebilirken, Meursault bunu yapmıyor. Bu nedenle çevresindeki insanlar tarafından dışlanıyor ve yargılanıyor. Kitap bana insanların bazen bir kişinin kim olduğundan çok, nasıl görünmesi gerektiğine önem verdiğini düşündürdü.
Albert Camus’nün anlatımı oldukça sade olmasına rağmen derin anlamlar içeriyor. Kitabı bitirdiğimde hayatın anlamı, özgürlük, yalnızlık ve toplumun kuralları üzerine düşünmeye başladım. Özellikle Meursault’nun yargılandığı bölümlerde, insanların farklı olanı ne kadar kolay suçlayabildiğini hissettim.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,3bin okunma