Aytolug

Aytolug
Hayat felsefesi yahut yaşamak sanatı.
@Aytolug·
·
sabitlendi
İbn' Arabi'den (ح، ve ك)
Muhyiddin İbn Arabi 'den Risaleler 1 Tamamlama, Tekmil etme: "Ha", "Huve", "Hiye"... "Huve"ye gelince, onun "O" olması bakımından "O" olduğu yukarıda açıklığa kavuştu. Fakat o, "O" olması hasebiyle "ha" veya "hiye" değildir. "Huve"nin "hiye" olması ise, ancak benzerlik suretinin icat edildiği durumlarda olur. Bu durumda "Huve" fiil, "hiye" ise ehil, "ha" da "Huve" ile "Hiye"yi birleştiren emir olur. Sonuç için ortaya atılan iki önermeyi birbirine bağlayan sebeb gibi. Çünkü iki öncül ve sonuç üç unsur eder, dolayısıyla bunları birbirine bağlayan bir sebebin olması kaçınılmazdır. "Huve" vardı ve beraberinde hiçbir şey yoktu. "Huve", "Huve" olarak ondan varlık olmaz. "Hiye"den de "niye" olarak varlık olmaz. "Ha"dan da "ha" olarak varlık olmaz. "inni"deki "ya"da varetmeyle ilgili ön bilgi, isimlerin hakikatlerinin zuhur etmesi için varoluşu gerektirdi. "Ha", "Huve" ve "Hiye'yi harekete geçirdi. "Huve" "hiye" ile buluştu ve sonradan olma (hadis) varlıklar meydana geldi. Bu yüzden bu buluşma iki harfle ifade edildi. Bu iki harf de "KUN"dur. Yüce Allah şöyle buyuruyor: "İnnema kavluna li şey'in iza erednahu ennekule lehu kunfe yekun / Biz, bir şeyin olmasını istediğimiz zaman, ona sözümüz sadece "ol" dememizdir. Hemen oluverir." (Nahl,40) İşte "şey" budur. Dolayısıyla objede zuhur eden sebebiyet, sözün yöneldiği sebebiyet değildir. Çünkü "şey", "hiye"dir. Biz de onu "huve" olarak irade ettik. Ona "ha" da diyebiliriz. "Ha" ise, iki olguyu birbirine bağlayan sebep niteliğindeki "kun"dur. Dolayısıyla "kun" kelimesindeki "kaf" "Huve"dir. "Nun" ise "hiye"dir. Böylece daire oluşmuş oldu. "Kaf" ile "nun" arasında takdir edilen bağ ise "ha"dır. Bu sÖZ mantıkçıların dilinde çok yaygındır. Diyorlar ki: Allah'ın emri "kaf" ile "nun" arasındadır. İşte bu "Ha"nın mertebesidir. Birkaç beyitte "huve",
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Vahdet-i vücûdu savunan mutasavvıflar temelde "yaratma"yı "İşrak", "feyz" ve "nur" olarak algılamakta ve Allah bu haliyle kendini âlemde izhar etmektedir. Bir baska ifadeyle, "varlıklar ilk varlıktan feyz yoluyla sudûr" etmişlerdir. Bu düşünce Helenistik felsefe'deki "sudûr nazariyesi" ile büyük benzerlik gösterir. Bir anlamda İbnü'l-Arabî "yaratma"yı Yeni Eflatuncu terimlerle tasvir etmektedir. Onun "a'yân-ı sâbite" (ideler) dediği örnekler dizisinde zaten bir "yaratış" söz konusudur. İlahi akılda mevcut bu yaratışta kendini gizleyen Allah, hadiste de belirtildiği gibi Zâtını izhar etmeye karar vermiş ve "kün" emriyle bütün yaratış gerçekleşmiştir.
Sayfa 126
Teşbih, içerisinde güzellik ve letâfet unsurlarını taşıyan bir sanattır Çünkü teşbih, gizli olanı açığa çıkarır, uzağı yakınlaştırır. mânâlara açıklık kattığı gibi değerlerini de yükseltir. Teşbihe hayal unsuru katıldığında ise gönülleri daha çok cezbeder. Kişi bir varlığa ait bir sıfatı açık bir üslupla ya da mübalağalı bir yolla anlatacağı zaman o sıfatta üstün ya da onunla meşhur olan bir varlığa yönelerek teşbihe başvurur. Yani teşbihte aslolan noksanın mükemmele katılmasıdır. İki şey noksanlık ve mükemmellik yönünden eşitse en güzeli bu ikisi arasında teşbih yapmamaktır.
Sayfa 144