"...Fabrikada bazen de kiremit üretim bölümünde çalışıyordum. Bildiğimiz Marsilya kiremidi işte. Birkaç gün boyunca gölgede kuryan kiremitler çifter çifter birleştirilerek sırt çantasına benzer ahşap bir aletin üzerinde fırınlara taşınıyordu. Her iki kolunu da aletin kayışlarından geçiren işçi kuruluğa yanaşıp sırtını dönüyor, diğer işçi kuruluktan aldığı kiremitleri ikişer ikişer aletin raflarına yerleştiriyordu. Bir insan sekiz, on adet yaş kiremit taşıyabiliyordu. Sırtındaki henüz pişmemiş kiremitlerle dikkatli adımlarla fırının içerisine kadar yürüyen işçi yine sırtını fırıncıya doğru dönüyor, fırıncı aletin raflarından aldığı kiremitleri usulüne uygun olarak fırının içerisine diziyordu. Asıl anlatmak istediğim şey; sırt çantası gibi giyilen o aletin adı “Semer” idi. Orada öğrendim ki, insan babasından ayrılıp el işinde çalışmaya başlayınca, sırtına semer bile vuruyorlarmış meğer. Evet, haklısın babacığım. Az eşek değilim ben..."
Sayfa 113 - Edebiyatist Yayınevi, Yerli Roman, 1.Basım Nisan 2022, 136 Sayfa