İzin verirsek yaşamlarımızı, bizlere dayanak olabilecek insanlarla paylaşabileceğimizi öğrenmiştim. Bunu almaya ve vermeye açık olabilirsek, dünya yiyecek ve su sunmak için tereddüt etmiyordu.
Arkadaşlarıma bize özgü yarışlardan birini tanımlayabilmek için bir sıraya dizilip hızla koşmaya başlamamızı önerdim ve en hızlı koşanın kazanmış olacağını söyledim. Kabile halkı güzel, kara gözlerini kocaman açarak baktılar bana ve biri şöyle dedi: “İyi ama bir kişi kazanırsa, bütün ötekilet kaybetmiş olur. Bunun nesi eğlenceli ki? Oyunlar, eğlenmek içindir. Neden insanlara böyle bir deneyim yaşatıp sonra da tek bir kişiyi gerçekten kazananın o olduğuna inandırmaya çalışıyorsunuz? Bunu anlamak bizimler için çok zor. Sizin insanlarınız bunu kabullenebiliyormu?”
Olumsuz heyecanlarımızı deneyimlemek ve bunları tatmak da iyidir ama bu durum, bilge bir insanın içinde kalmak istemeyeceği bir haldir. Ruh, insan formuna girdiği zaman mutluluğu ve kederi, kıskançlığı ve minnettarlığı deneyimler ve bunların anlamını öğrenir. Ama bu deneyimlerden bir ders alarak acı veren olayları, neşe veren olaylardan ayırmayı öğrenmek gerekir.
Gerçek gerçektir. Sen birinin canını acıtırsan, kendi canını acıtırsın. Birine yardım edersen, kendine yardım edersin. Kan ve kemik tüm insanlarda bulunur. Farklı olan yürek ve niyettir.