İnsanoğlu işte , iki göz bi dil yetmiyor bazen anlamaya. Hayatı yaşarken bazı kırılma noktaları vardır . Tam o noktaya gelirsin bi yol ayrımı çıkar karşına . Bi tarafı seçersen hayat tozpembe sorun yokmuş gibi devam edecektir acabası aklında kalarak. Ama öteki yolu seçersen acabanın cevabını alacaksın bu seni üzse de sevindirse de . Ama işte o an anlayacaksın o insanoğlunun içini. İşte o ikinci seçim , dik durmanı sağlayacak tecrübeyi armağan edecek sana .
“ O tabutun içindeki sen olabilirdin şu anda. Eğer değilsen , bu bir rastlantıdır. Öyleyse bu rastlantıdan yararlanmasını bil. Borçlarını düşünme. Eşinin dırdırından tasalanma. Yaşamana bak .”
Bir askere adres bilgisi vermesiyle başlayan kitap monoton bir şekilde devam ediyor. Bu monotonluk okurken o kadar içinize işliyor ki kendinizi duygusuz bir robot gibi hissediyorsunuz.
Yazar haleti ruhiyesiyle döneminin sıkıntısını öyle gözler önüne seriyor ki ,kitap ilk basıma gireceğinde kapakta yazan sunuş şöyle ; “ Şayet elinizdeki bu roman hoşunuza gitmediyse, bu bizim suçumuz değil. Bu ,içinde yaşadığımız ve geçen onca yıldır geleneksel ,basit ,yüzeysel çalışmaların egemen olduğu kültürel ve sanatsal ortamın suçudur. “ Bu cümleleri okuduktan sonra o duygusuzluk size dokunmuyor. Çünkü o ülkede o dönemde biz yaşasaydık , bizimde böyle hissetmeyeceğimizin bir garantisi olmayacaktı.