DESEM Kİ...
Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır, Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor, Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini, Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim, Senden kopardım çiçeklerin en solmazını, Toprakların en bereketlisini sende sürdüm, Sende tattım yemişlerin cümlesini.
Desem ki sen benim için, Hava kadar lâzım, Ekmek kadar mübarek, Su gibi aziz bir şeysin; Nimettensin, nimettensin!
Desem ki
İnan bana sevgilim inan, Evimde şenliksin, bahçemde bahar; Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum, Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini, Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün, Şayet sesimi farkedemezsen, Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden, Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme müsterih ol Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini Ve neden sonra Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede Hatırla ki mahşer günüdür Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum
Ben, o dönem toplumunda bir değişiklik yapmaya çalışan birisi olsaydım, amacım ne olursa olsun, "Atalarımız da benim söylediğim gibi yapardı ve böyle düşünürdü." yalanı her daim bana daha kullanışlı gelirdi. Zira böylesi bir tavır hem siyasi düşmanlığı üzerine çekmeyecek hem de menfaat celbetmeye imkân verecektir.
Oysa Kur'an'daki üslup, görünür bir menfaat içermez ve siyasi olarak açıklanması imkânsızdır. Bu yüzden bugün siyasetçiler, genelde toplum tarafından kendisine saygı duyulan tarihî bağlara açıkça düşmanlık etmek yerine, "Onlar da benim gibiydi. Bizim söylediklerimizi söylüyorlardı. Onlara en iyi tabi olanlar bizleriz..." gibi bir metodu tercih ederler.
Kader yolun tamamını değil sadece yol ayrımlarını verir Güzergâh bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir Öyleyse ne hayatın hâkimi ne de hayat karşısında çaresizsin
— Şems-i Tebrizi