Ne yolla olursa olsun, isterse bir iyilik nedeniyle olsun, ezilen, zayıflığını, başkasının yardımına muhtaç olduğunu hisseden insan, durmadan karşı koymayı, başkaldırmayı düşünür, iyiliğiyle kendisine zayıflığını kanıtlatan insana, bilinçaltında sevgiden çok hınç beslerdi. Çünkü, başkasının iyiliği kadar insana zayıflığını, güçsüzlüğünü hatırlatan başka bir şey olamazdı. Çünkü iyilik hep tek yönlü bir davranıştı. İyilikte yalnız bir kişinin iradesi söz konusu olabilirdi. İyilik denilen bir davranışı yapmaya kişiyi zorlamak kimsenin hakkı sayılmadığı için vardı iyilik denen şey. Üstelik, koşulsuz ve soyut iyilikte, çoğu zaman sevgiye de yer olmazdı.
Çünkü gerçekte iyilikle sevgi birbirine karşıt tek yönlü davranışlardı İlhan’a göre. Sevgide, iyiliğin tersine, kişinin kendi iradesiyle kendisini bir başkasının iradesi, bir başkasının iyiliği altına sokma, ona sığınma, onun varlığı altında ezilme, küçülme çabası yatardı. Bu iki kavram arasındaki karşıtlığı çoğu zaman açıkça kavrayamasa bile sezer ve bu yüzden karşılığını veremediği iyiliklerden korkardı. Kım bilir kaç dostluk, birisınin ötekinden daha güçlü, daha çok veren, daha çok iyilik yapabilen konumunda oluşu nedeniyle bozulup gitmişti