Unutamıyorum seni , gün geçtikçe hissettiklerim kalbime baskı yapıyor . Hissettiğim şeyin sevgi olduğundan emin değilim belki de sana alıştığım içindir bu baskı ,seni gördüğümde ritmini şaşıran kalbimle konuştum diyor ki "böyle nereye kadar gider ?" Hak verdim nereye kadar gider ki bu inat ?
Yeniden Andrew'nun tabutuna bakıp yüzünü düşündüm . Yüzünün ölüşünü düşündüm . Son iki yıl boyunca nasıl da yavaş yavaş ölmüştü . Yüzündeki ifadenin dönüşümü nasıl da hissedilmez biçimde olmuştu ; ölümcül biçimde ciddi bir ifadeden cidden ölmeye doğru . Her iki yüz de bulanıktı benim için .
Size fena şeyler söyleyebilir miyim ?.. Sizi sevdiğimi, deli gibi, ölecek gibi sevdiğimi söylemek fena bir şey mi ? Şaşırmayın... İhtimal kulaklarınız böyle sözlere alışık değil... Fakat yalnız kulaklarınız... Kendinize itiraf etmeseniz bile , ruhunuzun bu sözlerime yabancı olmadığını tasdik edeceksiniz.
İzin vermez misiniz, küçük hanım,
Birazcık kolunuza gireyim .
Güzel, sarışın, alabildiğine coşturucu Marguerite de yanıtlayınca :
Kimsenin elini istediğim yok ,
Hayır, efendim , küçük hanım da değilim , güzel de .