-"İkrime aranıza katılıyor. Onun yanında sakın ola ki babasına hakaret etmeyesiniz, sövüp saymayasınız.
Çünkü ölene yapılan hakaret, hayatta olana eziyettir. "
İşte, Hz. Peygamberin bize bıraktığı yüksek ahlak budur. Mekke'nin fethi sırasında direnenlerin başında gelen ama sonunda İslâm'a teslim olan İkrime'yi affetmekle kalmayıp ona iltifatlar ediyor ve babası Ebu Cehil aleyhine konuşulmasını da yasaklıyor.
Hz. Ömer bir hutbesinde … şöyle der:
"Ey insanlar! Aşırı tamahkârlık fakirliktir. İnsanlardan bir şey beklememekse zenginliktir.
Yiyemeyeceğiniz seyleri biriktiriyor, ulaşamayacağınız emellerde bulunuyorsunuz.
Aldatıcı dünyada sıranızı beklemektesiniz.
… Artık vahiy kesilmiştir. Bunun için de bize ahlakınızın en güzelini göstermeye çalışınız. İçlerinizi ise ancak Allahu Teâlâ bilir.
Kabul edilip edilmemek öyle bir meseledir ki birini "seytan" olabilecek noktaya götürür. Adem kıssasındaki kabul edilme ile A'râf Suresi'nde geçen ve insanlık tarihindeki ilk cinayet olan Habil ve Kabil olayındaki kabul edilme aynıdır. Kardeşin kardeşi öldürdüğü insanlık tarihindeki bu ilk cinayet ne para ne de mal mülk üzerinden olmuştu. "İkisi de birer kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti." (Mâide, 27) Hz. Yusuf'un kardeşlerini neredeyse onun ölmesini isteyecek kadar delirme noktasına getiren şey de buydu. Onu getirip bir kuyuya attılar. Orada yılanların, akreplerin olmadığını kim bilebilirdi? Attılar, çünkü Hz. Yusuf'un babalarından gördüğü takdiri kıskanıyorlardı. "Takdir edilme" arzusunu iyi anlamak gerekir. Para, mal mülk, güç vs. insanoğlunun takdir edilme arzusu karşısında çok zayıf kalır. Takdir edilme, övülme ve kabul edilme arzusunun kökeni buraya kadar uzanır.