Aleksey’in çocukluğu, kelimenin tam anlamıyla “yaşanmış” bir çocukluk değil; aslında yaşanamamış, yaralı bir çocukluk. Ama onun hikayesi, bu yaralı ruhun nasıl direndiğinin, kendi hayatını kurmaya çalıştığının anlatısı aynı zamanda.
Bir çocuğun büyüme hikâyesi gibi dursa da aslında yaşanamamış bir çocukluğun, sevgisizliğin ve hayatta kalma çabasının hikâyesi. Aleksey’in yaşadığı acılar o kadar sade ama etkili anlatılmış ki, okurken insanın içine işliyor.
Dönemin Rusya’sındaki aile yapısını, kadınların ezilmişliğini ve çocukların yük haline getirildiği bir düzeni gözler önüne seriyor. Gorki’nin dini sorgulamaları, dedesi ve ninesinin Tanrı anlayışları üzerinden çok güzel işlenmiş. Özellikle Tanrı’yı, insanların karakterine göre tanımlama hali bana çok düşündürücü geldi.
Bazı karakterler var ki, sadece Gorki’nin çocukluğunda değil, her dönemde karşımıza çıkabilir. Ezilmiş, görmezden gelinmiş ama yine de direnmek zorunda kalmış insanlar… Onları okurken insan ister istemez üzülüyor çünkü o hayatlar sadece geçmişin değil, bugün de var olan gerçekler.