Düşünmek, bir dünya yaratmak istemektir her şeyden önce (ya da kendi dünyasını sınırlandırmaktır, bu da aynı kapıya çıkar). Özlemine göre bir uzlaşma alanı, ussal dayanaklarla sarılı ya da dayanılmaz koşuyu çözümlemeyi sağlayacak örneksemelerle aydınlanmış bir evren bulmak üzere, insanı deneyiminden ayıran temel uymazlıktan yola çıkmaktır. Filozof, Kant bile olsa, yaratıcıdır. Kişileri, simgeleri ve gizli eylemi vardır. Sonuçları vardır. Buna karşılık, görünüşler ne olursa olsun, romanın şiiri ve denemeyi geride bırakması sanatın daha geniş bir biçimde düşünselleştirilmesinin göstergesidir. Yanlış anlaşılmasın, her şeyden önce en büyükleri söz konusu. Bir türün verimliliği ve büyüklüğü çoğu zaman o tür içinde yazılmış süprüntülerle ölçülür. Kötü romanların sayısı en iyilerin büyüklüğünü unutturmamalı. En iyiler evlerini kendileriyle birlikte taşır. Romanın kendi mantığı, kendi uslamlamaları, kendi sezgisi, kendi konutları vardır. Aydınlık istemleri de vardır.
Çağımdan ayrılamayacağımın bilincinde olduğum için, onunla kaynaşmaya karar verdim. Yalnızca bireyi önemsiz ve alçalmış gördüğüm için bu kadar önem veriyorum ona. Kazanılmış dava olmadığını bildiğim için, yitirilmiş davalardan hoşlanıyorum; geçici yengilerinde olduğu gibi bozgununda da eşit olan bütüncül bir ruh ister bu işler. Bu dünyanın yazgısına sorumlulukla bağlanan kişi için, uygarlıkların çarpışmasında bunalımlı bir şey vardır. Onda kendi kozumu oynamak isterken, bu bunalımı da kendime mal ettim. Tarihle durasızlık arasında tarihi seçtim, çünkü kesinlikleri severim. Hiç değilse ondan kuşkum yok ve beni ezen bu gücü nasıl yadsıyabilirim?