BAY X

"Topla gül goncalarını toplayabilirken, Zaman akıp gidiyor: Aynı çiçek sana bugün gülümserken, Yarın solup gidiyor."
Sayfa 24 - Bilge Kültür Sanat·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hemen Her Sabah
Hemen her sabah gazeteyi açınca okuduğumuz klişe havadisten biri: "Falan mahallede, filânın kızı, şu yaşta filân hanım, sevdiği gençle, şu veya bu sebepten dolayı evlenemediği için eline geçirdiği bir şişe tentürdiyodu içmiş veyahut kendini civar bir bostanın kuyusuna atmış. Zamanında yetişilemediğinden ilh..." Aşkın zedelediği bin türlü talihsizler içinde en ziyade bu hiçe giden kurbanlara acımalı. Zira bu zavallılar bilmiyorlar ki, birbirleriyle evlenmemeleri lâzım gelenler varsa onlar da yalnız sevişenlerdir. Üstadım Gourmont'un dediği gibi aşk ile izdivacı karıştırmamalı. Aşk yabani bir hayvandır. Kanunlar haricinde, isyan ve ihtilâl dağlarında yaşar. Ancak gece, karanlıklar basınca, gizli yollardan şehre girer ve bahçelerin tarhını, ağaçlı caddelerin kanepelerini alt üst eder. İbadethanelerde her gün tel'in edilen aşktır. Hükümetler, polis ve jandarmayı ona karşı silâhlandırır. Hâlbuki izdivaç, bir şehir müessesesi, bir emniyet tertibatıdır. At cambazhanelerinde musiki çalan ve fokstrot oynayan, dişi sökülmüş, tırnakları eğelenmiş zararsız arslan, orman canavarına nazaran ne ise, aşka kıyasen de izdivaç odur. Aşk muvakkat, izdivaç ise daimidir. İzdivacı aşkın devamı zannetmiş nice safdil çiftler, üç ay geçmeden dudaklarda ateşin söndüğünü görmüşler ve bir akşam, kendilerini karşı karşıya esner bulmaktan hayret etmişlerdir. Aşk değişmeyince ölür. En eski edebiyattan en yenisine kadar, her dilde, şiirin mevzuu zevce değil, maşukadır, hayaller ve istiareler, hep sevgilinin süzgün gözleri ve karanlık kirpikleri etrafında pervaneler gibi uçuşur. Kahramanı zevce ve mevzuu izdivaç olan hikâyeden daha tatsız ne olabilir?
Sayfa 98·Kitabı okudu
Bulutlar Karşısında Bir Muhavere
"Kuraklık münasebetiyle" - Fen, yağmuru lâzım olduğu zaman yağdırmak imkânını bulmadıkça veyahut suyun yerini tutacak bir madde keşfetmedikçe, dünyanın mutlak hâkimleri, şu kızıl ufuklar üzerinde sıra sıra yürüyen ve gürleyen siyah bulutlar kalacak! Hind'in kadîm din kitabı olan Veda'larda bulutların istiârevî ismi ineklerdir. Kimyanın namütenâhî terakkisine rağmen dünya hâlâ gıdasıni, şu semâvî memelerden akan sütte arıyor. Fen bulutların keyif ve hevesine tahakküm edebilmekten şimdilik hayli uzaktır. İnsan sefaletine karşı bulutları merhamete getirmek için elimizde yağmur duasından başka hiçbir çare yok! Bulutlar bize küsünce nehirler kurur, tarlalar ölür. Bahçeler solar, toprak mahsulâtını keser; eşhâsın kesesi ve binnetîce devletlerin hazinesi boşalır; ticaret durur, sanat durur. Bu vâsi hâile çerçevesi ortasında, insanın korkunç kaderini bir an tasavvur etmek bile muhayyileyi yakmağa kâfidir. Denilebilir ki mutaddan biraz daha fazla sürecek bir kuraklık, milyonlarca insan batnının, asırlardan beri zahmetle biriktirdiği zekâ sermayesini tüketmeğe ve bizi bu derece şımartan bir medeniyeti iflâs ettirmeğe kâfidir. Hâsılı, hayatın nâmütenâhî çarklarını döndüren bulutlardır! Desene! Şu çarkları su ile dönen dünya, kâr-ı kadîm bir değirmenden hâlâ farklı değil
Sayfa 108·Kitabı okudu
Bir Faziletin Kıymeti
Köpekleri hiç sevmediğimi bilen bir avcı, geçen gün bana yolda rast geldi ve vaktiyle, bazı yazılarımda, köpekten bahsederken kullandığım lisan dolayısıyla duyduğu eski iğbirarı tazeleyerek beni hayli hırpaladı. Bu kuduz nâkili, aç gözlü ve pis hayvanın faziletlerine beni inandırmak için neler söylemedi! Ona kısaca şu cevabı verdim: - Sadakât ve faziletinden müstefit olanlar bile köpeğin benden fazla dostu değildirler. Bu hayvanın ismi her lisanda bir küfür olarak kullanılırken, insanların ona karşı minnet ve muhabbet taşıdığına kimi inandırabilirsiniz? Size tavşan desem, deve desem darılmazsınız, fakat köpek! Ve ona şu hikâyeyi naklettim: Kırklareli taraflarında, bir çiftlikte misafir idim. Beni Karakaçanlar'da bir öğle yemeğine davet ettiler. Karakaçanlar, sürüleriyle dağ dağ dolaşan göçebe çobanlardır. Keçi kılından örülmüş siyah çadırlar altında, bir yamyam yemeğini andıran kuzu çevirmesini yedikten sonra etrafı gezmeğe çıktık. Dağlı çobanlar: "Size Prenslerimizi gösterelim" dediler ve henüz süt emen köpek yavrularını annelerinden ayırıp önümüze getirdiler. Bu yumuk ve zinde hayvanlar karşısında dağlı çobanlar anlattılar: Bizim topumuz tüfengimiz hep köpeklerimizdir. Gece, kurda ve hırsıza karşı koyunlarımızı onlar muhafaza ederler. Her doğan köpek, bizim için yeni kazanılan bir kuvvettir. Artık onlara nasıl baktığımızı anlayabilirsiniz! - Köpeklerinize ne yedirirsiniz? - Köpeklerimiz, sütten kesildikten sonra, ölünceye kadar kuru ekmekten başka hiçbir gıdanın tadını bilmezler. Yalnız bazen bir köpek, kuzularla oynaşırken, körpe bir kulak dişleri arasında kalır. Bu dakikadan itibaren artık köpek, etin ve kanın tadını almış, masum ruhu bir canavar ruhuna istihâle etmiştir. Tabiî evvelâ bizim bundan haberimiz olmaz. Fakat her gün sürüden bir koyunun
Sayfa 133·Kitabı okudu
Baş Parmak
İnsanın en asil uzvu hangisidir? diye sorsalar hepimizin vereceği cevap budur: Dimağ! Hâlbuki, dimağdan daha yüksek ve hattâ insanı diğer mahlûklardan ayıran ve onu bütün hayvanlara nazaran faik bir mevkie çıkaran dimağ değil, sadece elinin baş parmağı imiş. Baş parmağın diğer parmaklarla birleşip iş görebilecek vaziyette olmasıdır ki insana unsurlar üzerinde galebe imkânını veriyor. Bunu söyleyen tarih-i tabiîdir. Filhakika birçok hayvanların parmakları yoktur, parmakları teşekkül etmiş olanlarda ise baş parmak, insanda olduğu gibi elin diğer parmaklarıyla intibak edemediğinden, faideli bir iş görecek vaziyette değildir. İlk insan, zekâsıyla değil, sırf elinin taazzuvu sayesinde taştan bir balta imal etmeğe muvaffak olarak ağaç dallarını kesmiş ve mağara haricinde, güneş ve semâ altında, ilk mimarî eseri vücuda getirebilmiştir. İnsan medeniyetine başlayan, çekici ve testereyi tutan ilk eldir. Dağda, çölde ve ormanda hayvan olarak kalan mahlûkatın cümlesi baş parmaklarını kullanamadıkları için şehirler kuramamış, evler inşa edememiş ve neticede bir medeniyet kurmağa muvaffak olamamıştır. Baş parmak, insan medeniyetinin yarısını vücuda getirdikten sonradır ki, dimağ, kemik mahfazasında fıtrî uykusundan silkinerek konuşmağa başlamış ve belki insan işlerine müdahalesi, faideden ziyade mazarrat îkâ etmiştir. Aklın baş parmağa nazaran esaret veya galibiyetine göre medeniyet ilerlemiş veya gerilemiştir. Bütün taş ve demir sanayii baş parmağın, felsefe ve edebiyat gibi vâhî hünerler 125
Sayfa 125·Kitabı okudu