...
Maorilerde cesede dokunan veya defninde görev alan kişi olağanüstü biçimde kirlenir ve dostlarıyla olan bütün iletişimi neredeyse kesilir; bir bakıma boykot edildiği söylenebilir. Bir evin içine giremez, girdiği takdirde evdeki kişilere ve eşyalara kirliliğini bulaştırır. Yemeğine kendi elleriyle dokunamaz. Elleri kirlenmiş olduğundan onun için herhangi bir faydası kalmaz. Yiyecekleri yere konur ve bunları yalnızca ellerini arkasında birleştirerek dudakları ve dişleriyle yemeye çalışır. Nadiren başkası tarafından beslenir; bu kişi bahtsız olana dokunmamak için yemeğini belirli bir mesafeden uzatarak yedirir. Ancak ona yardım eden kişi de neredeyse eşit kısıtlamalara maruz kalır. Neredeyse her köyde toplum tarafından dışlanan, insanların yardımıyla yaşamını sürdüren sefil kişiler bulunur. Yalnızca bu kişi ölüye karşı son görevini yerine getiren kişiye belirli bir mesafeye kadar yaklaşabilir. Kişinin ceset sebebiyle kirlenmiş olmasının ardından geçen süre sonrasında yani tecrit dönemi bittikten sonra yeniden dostlarıyla bir araya gelebilir. Ayrıca bu tehlikeli dönem boyunca kullandığı bütün tabak çanak kırılır ve kıyafetleri çöpe atılır.
İlkel toplulukların reislerine, krallarına ve rahiplerine karşı tutumları birbiriyle zıtlaşmaktan çok birbirlerini destekliyor gibi görünen iki ilke tarafından kontrol edilir; yani hem onları korumalı, hem de kendilerini onlardan korumalılardır.
Her iki amaç da tabunun sayısız kuralları doğrultusunda gerçekleştirilir. Bir kişinin kendini yöneticilerden neden koruması gerektiğini zaten biliyoruz; çünkü onlar temasla aktarılabilen gizemli ve tehlikeli bir büyülü güce sahiptir. Bu güç elektrik yüküne benzer; karşı taraf eşit güçte bir elektrik yüküyle korunmuyorsa ona ölüm ve bela getirir. Bu sebepten dolayı bu tehlikeli kutsallıkla doğrudan veya dolaylı her türlü temastan kaçınılır. Kaçınılmadığı durumlarda ise ortaya çıkabilecek korkunç sonuçları önlemek için bir tören düzenlenir. Örneğin Doğu Afrika'daki Nubalar, rahiplerin veya krallarının evlerine girerlerse öleceklerine inanırlar; ancak eve girmeden önce sol omuzlarını açıp kralın oraya dokunmasını isteyerek bu tehlikeden kurtulduklarını düşünürler. Böylece kralla temas etmekten kaynaklanan tehlikeden yine kralın dokunmasıyla korunabileceğini görüyoruz. Öte yandan, bu muhtemelen kralın bile isteye dokunması ile halktan birinin ona dokunmasının zit olması meselesidir. Diğer bir deyişle krala karşı davranışın etkenliği ve edilgenliği söz konusudur.
Timor adasında sürdürülen barışma geleneğinde, zafer kazanan savaşçılar ellerinde düşmanlarının kelleleriyle döndüklerinde, sefer liderinin birtakım ağır yasaklara tabi tutulması özellikle önem taşır. "Galip gelenler geri döndüklerinde resmî bir tören yapılır. Düşmanların ruhlarıyla barışmak için kurbanlar verilir; aksi takdirde kazananların başlarına bir şey gelir. Katledilen düşmanın yasını tutmakla ilgili danslar edilip şarkılar söylenir ve affı istenir: 'Kızma,' derler 'çünkü kellen burada ve bizde; eğer biz şanssız olsaydık bizim kellelerimiz sizin köyünüzde sergilenirdi. Ruhunu yatıştırmak için sana kurban sunduk. Neden bize düşmandın? Dost kalsak daha iyi olmaz mıydı? Öyle olsaydı kanın saçılmayacak ve kellen alınmayacaktı."
Tabular, ilkel insanlara daha önceki nesiller tarafından dayatılan çok eski yasaklamalardır; bu insanlar muhtemelen onlardan daha eski bir kuşak tarafından yasaklara uymaları için zorlanmışlardır. Yasaklar, içerisinde güçlü bir arzu bulunduran eylemleri konu alır. Bu yasaklar kuşaktan kuşağa aktarılırken kendi kendini korumuştur ve belki de yalnızca toplum yetkisiyle veya baba soylulukla belirlenen geleneklerin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Ancak daha sonraki kuşaklara miras kalan bir servetin parçası olarak "yerleşmiştir" Burada tabu saplantısına neden olan şeyin "doğuştan gelen fikirler" mi yoksa eğitimle yapılan bir iş birliği mi oldu-ğu konusunda kesin bir karar verilemez. Yine de tabunun sürekliliği bize bir şey öğretir: O da tabu topluluklarının yasaklı olan eylemi gerçekleştirmelerinden aldığı zevkin varlığıdır. İşte bu sebeple tabu yasaklarına karşı çifte değerli bir tavır takınırlar; bilinç dışında yalnızca onları ihlal etmek isterler fakat aynı zamanda bunu yapmaktan korkarlar. Korkarlar çünkü ihlal etmek isterler ve korku hazdan daha ağır basar. Ancak bu arzu tıpkı nevrotiklerde olduğu gibi topluluklardaki her bir bireyde bilinç dışında yer alır.