Eskiden mü'min harp meydanına tüm tehlikelere rağmen atılır, inancının uğrunda ölmek isterdi. Geride çoluk çocuk, tüyü bitmemiş yavrular bırakırdı. Yiyecek yok, içecek yok. Fakat on-ları Allah'ın gözetimine terkettiğine yakÎnen inanırdı. O Allah ki onlara kendisinden daha şefkatli ve daha iyilikseverdir.
Karısı, Allah yolunda savaşa giden kocası için şöyle derdi:
Onu rızık verici değil; rızık yiyici olarak tanıdım. Rızık yiyici gitti ise rızık verici duruyor!
İnsanlar yaşadıkları şekilde ölürler; kim düzenli yaşarsa derli toplu ölür, kim dağınık yaşarsa dağınık ölür.
Böyle bir gaye uğruna yaşayan, düşüncelerini bir odak noktasında toplayan insan azdır, hatta gayesi uğruna ölenleryok gibidir. O da gayesi Allah'a kavuşmak basiret sahibi iman-lı kişidir. Yolu Allah'ın çizdiği yoldur, her şeyi Allah'ındır. Dilindeki nağme şudur: "Namazım, ibadetim, yaşamım, ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. Onun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben Müslümanların ilkiyim.
De ki: Allah'tan başka Rab mi ararım, o ki her şeyin Rabbidir?"
İşte toplu yaşayıp toplu ölen budur; başkası değil...