"Dünyada asıl garip olan şu dört şeydir:
Zalimin hafızasında bulunan Kur'ân, müslüman bir bölgede bu-lunup içinde namaz kılınmayan mescid, bir evin duvarında asılı dur duğu hâlde okunmayan Mushaf ve fenâ bir zümre içinde yaşayan sâlih kimse."
Allah Rasûlü'nün üsve-i hasenesinden istifade eden Sultân 1. Ahmed Han Hazretleri de, kendi adıyla anılan bir sanat harikası ve şäheser olan căminin inşaatında, elinde kazma-kürek ile bir işçi gibi çalışmıştı. Vefatından sonra Gevher Nesibe Hatun rüyasında onu, cennette çok ihtişamlı bir mekânda görmüş ve merakla sormuş:
"-Baba, hangi amelinle bu güzel mertebeye vâsıl oldun?"
Sultan Ahmed:
"-Kızım, bu câmiyi yaptırırken sırtımda taş taşıdım. Bu makāmı elde etmemin sebebi budur!" demiş.
1. Ahmed Han, bu İslâm ahlakını sergilediği zaman, Osmanlı Devleti toprak geniş bakımından en geniş sınırlarda idi. Dünya kralları, bu devletin ihtişamı karşısında eğiliyor ve sadrazamların eliyle tâc giyiyorlardı.