Güneş akşamüstü semasında gözden kaybolurken, gölgem de üstümdeki örtüleri fırlatıp atıyor ve uzayıp incelerek, çok uzaklara, arkamdaki ufka doğru uzanıyor.
Sular kesikken açık unutulmuş musluklar gibi usul usul akıyordu mutsuzluk üst katta. Bizim ev tavandan su alıyordu. Şıp şıp damlıyordu üst katın mutsuzluğu üzerimize. Ağır damlayan yerlere, yatak odasına mesela, hayali leğenler koyuyorduk. İçine birbirini sevmedigi halde birlikte ömür tüketen iki insanın yalnızlığı doluyordu.
İnsafsızın çekicidir ikna; o vurur ve inancın küçük bir çivi gibi yamula yamula gömülür duvarın içine. Herkes sana suçlu olduğunu söylediğinde, sen kendi masumiyetine çok fazla direnemezsin. Günün birinde o çiviyi ordan çıkartsan da duvarda suçlanmış olmanın deliği kalır.