Bir bakıma nihilist, "Adalet yoksa, oyunun geri kalanı da umurumda değil" diyen, küsmüş bir Kantçıdır diyebiliriz. Birçok nihilist, aslında gizli birer mükemmeliyetçidir. Dünyanın adil olmasını o kadar çok istemişlerdir ki, dünyanın "kaos" olduğu gerçeğiyle karşılaştıklarında bu hayal kırıklığı onları nihilizme sürüklemiştir. Kant, evrende adaletin bu dünyada tam olarak tecelli etmediğini biliyordu. Bu yüzden, adaletin sağlanması için bir "öteki dünya" ve Tanrı kavramını pratik bir gereklilik olarak (postulat) öne sürdü. Nihilistin öfkesi, aslında evrenin bir anlamı olması gerektiğine dair sönmeyen bir inançtan beslenir. Gerçekten kayıtsız olan biri nihilist olmaz, sadece yaşar. Nihilist ise yokluğun yasını tutan kişidir.