Aytunç Erkin’in Dayının Casusları kitabı, modern Türkiye’nin karanlık hafızasına bir projektör tutuyor.
Bu eser, sadece bir gazetecilik çalışması değil; aynı zamanda bir hafıza kaydı, bir itirafname, bir darbe anatomisi.
Erkin, belgeler ve tanık ifadeleriyle, FETÖ’nün (ve arkasındaki görünmez ellerin) devletin damarlarına nasıl sızdığını, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni, Emniyet’i, Yargı’yı ve MİT’i nasıl felç ettiğini sahne sahne anlatıyor.
Kitapta görüyoruz ki, sahte belgeler, isimsiz ihbar mektupları, gizli tanıklar, dinleme operasyonları ve itibarsızlaştırmalar sistematik bir proje dahilinde yürütülmüş.
FETÖ, bu süreçte sadece Türkiye’nin milli unsurlarını değil, adalet duygusunu da sabote etmiş.
Devlet içinde paralel bir yapı kurarken, “Dayının akrabaları” şifresiyle en mahrem birimlerde bile gizli ajandalarını ilerletmişler.
Kitap, özellikle Reha Taşkesen gibi isimlerin hikâyesi üzerinden, cemaatin “ya bendensin ya düşmansın” mantığıyla nasıl kişisel ve kitlesel tasfiyeler yaptığını ifşa ediyor.
Tarihsel bir derinlik de var: Erkin, Gladyo’yu, Pentagon belgelerini, Watergate skandalını hatırlatarak; bu işlerin sadece “bizim ülkemize özgü” olmadığını, küresel bir yöntem olduğunu vurguluyor.
Sonuç olarak:
“Dayının Casusları”, bir devrin şifresini çözüyor.
İçimizdeki hainin, dışımızdaki efendilere nasıl hizmet ettiğini gösteriyor.
Öğrenmek istemeyenlere bile “okkalı bir tokat” gibi çarpıyor.