"Kapatamadım o sayfayı Fuad. Belki aşk değil... Tamamlanmamışlık hissi... Bir nevi yarıda kalmışlık... Sanki iki hayatım var... Biri bu yaşamış olduğum, diğeri Ester'le yaşayabileceğim. İkincisi Ester'le ayrıldığım günde kalmış gibi..."
"Hepsini istiyorlar, bu evleri, bu ağaçları, bu denizi, bu şehri. Onlara para getirecek ne varsa hepsini, her şeyimizi... Kendimizi tarafsız ilan ettiğimizde Rusların Dersaadet'i işgal etmeyeceğinin hiçbir garantisi yok. Şehrimizi koruruz, kanımızın son damlasına kadar dövüşürüz gibi hamasi laflarla vatan müdafaası yapılmıyor."
O Gavrilo Princip adındaki Sırp'ın, Saraybosna'da Franz Ferdinand'ı öldürmesi bir bahane. Harb-i Umumi'nin sebebi bu suikast değil, büyük devletlerin doymak bilmeyen açgözlülükleri... Denedik arkadaşlar, inanın denedik. Cavit Bey ingilizlere teklif götürdü, Cemal Bey mevzuyu Fransızlara açtı,ben geçen mayıs ayında Ruslarla bizzat konuştum. Hiçbiri bizimle ittifak kurmaya yanaşmıyor. Hepsinin gözü topraklarımızda. Yaşlı bir adamın başına üşüşmüş akbabalar gibi son nefesimizi vermemizi bekliyorlar."
O anda bambaşka bir hakikati fark ettim. Tarih, kimilerine karşı sevgiyle yaklaşırken, kimilerine karşı acımasız davranıyordu. Kimilerini birbirinden koparırken, kimilerini birleştiriyordu.
Vatanseverlik, inkılapçılık, cemiyetçilik bir yana aslında hepimizi birleştiren başka bir ortak özelliğimiz var. Prens Sabahattin gibi birkaç kişiyi saymazsak, hepimiz alt tabakadan ya da orta sınıflardan gelen insanlarız. Belki de saraya karşı duyduğumuz büyük tepkinin asıl nedeni bu.