Ahmet Kerim ağladıkça ağlamak istiyordu ve kuru gözlerle, kendisini seyreden bu adamlara: "Burada işiniz ne? Bütün ihtirasların sustuğu; yalnız kederin, yalnız işkencenin bir yaralı kurt gibi uluduğu bu ölüm evinde hâlâ ne oturuyorsunuz? Bu ölü ile sizin ne ilişkiniz vardı? Onu sağlığında bir canbaz seyreder gibi tehlikeli siyaset ipinin üstünde birtakım cesaret oyunları oynarken gördüğünüz ve aptalca alkışladığınız yetmiyor da, şimdi bir de o ipten yuvarlanan cesedini aynı seyirci budalalığıyla görmeğe mi geliyorsunuz? Sizin için hayatta merak ve tecessüsten başka hiçbir şey yok mudur?" demek istiyordu.
Ahmet Kerim, hiç değilse muhalefetin bu bozgunundan halka haber vermek, hiç değilse bu çevredeki misli görülmemiş korkaklık havasından şikâyet etmek ve hürriyeti kendi kanları pahasına zorla almasını bilmeyen milletlerin hürriyete lâyık olmadıkları gerçeğini bir kere daha en gür sesiyle bu ikiyüzlü, vefasız halkın yüzüne çarptıktan sonra artık sonuna kadar susmak istiyordu.