'Fahrenheit 451, yeryüzünde tek bir kitap kalacak olsa, o kitap olmaya aday.'
Fahrenheit 451, benim okuduğum ilk distopya edebiyatı kitabı. Benim için zaten çok fazla değerli olan kitapları, gözümde çok daha fazla değerli ve özel bir yere taşıdığını çok net söyleyebilirim. Ve muhtemelen, fazla kitaplarla içli dışlı olmamış ya da daha yeni yeni bu alışkanlığı edinmiş biri için şaşırtıcı ve etkileyici bir kitap olur.
Okurken 'Eğer gerçekten gelecekte dünyamız böyle olsaydı...' diye bir çok kez düşündürdü beni. Ve böyle bir gelecekte yaşamayı asla istemediğim kesin. Bunun için, kitaplarının içinde, kitaplarıyla yanarak ölen o kadın gibi olabilirdi sonum sanırım.
Fahrenheit 451, artık hiçbir şeyi sorgulamayan ve düşünmeyen bir toplumda, sadece baştakilerin kölesi olmuş insanlar arasında geçiyor diyebilirim sanırım. Ne emir verilirse kimsenin düşünmeden uyguladığı bir dünya. Eğer büyük makamlar size neyden korkmanız gerektiğini, neye düşmanlık beslemeniz gerektiğini söylüyorlarsa, sorgulamadan, düşünmeden, iradesizce, o şeyden korktuğunuz ve nefret beslediğiniz bir dünya. Ve bu dünyada, büyük makamların belirledikleri, kendilerine rakip ve düşman gördükleri ve bunun içinde insanlığa onu parmakla gösterip 'Bu korkunç! Bu saçma! Ve bu yok edilmeli!' dediği 'o' şey: Kitap.
Sanırım gerçekten de eğer dünya üzerinden kitaplar yok olsaydı, insanlar düşünmeyi, kendi bakış açılarını oluşturmayı bırakırlardı, unuturlardı.
Fahrenheit 451'de itfaiye teşkilatlarına günümüzdeki görevleri tamamıyla unutturulmuş ve onlar da büyük makamların toplumdaki kolları ve silahları haline gelmiş. Eğer büyükler 'Kitaplar yok edilsin' istiyorsa silahlarını, yani itfaiyecileri kullanıyorlar. Kitapları yakıyorlar. Ve bu işlerini sorgulamıyor, sorgulayamıyorlar.
Böyle bir dünyada bir itfaiyeci yeni