Güngör Ateş'in Kapak Resmi
Güngör Ateş tekrar paylaştı. 17 Kas 21:29
Güngör Ateş, bir alıntı ekledi.
21 Eki 00:05 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Güven
En önemsiz olaylarda bile, ufacık bir kuşku her zaman üzüntü verir.

Dava, Franz Kafka (Sayfa 44 - T.İŞ BANKASI 'BAY K.')Dava, Franz Kafka (Sayfa 44 - T.İŞ BANKASI 'BAY K.')
Güngör Ateş tekrar paylaştı. 17 Kas 21:29
Güngör Ateş, bir alıntı ekledi.
21 Eki 00:02 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Düzen
Kadın eli her şeye sessizce çekidüzen verir

Dava, Franz Kafka (Sayfa 26 - T.İŞ BANKASİ 'BAY K.')Dava, Franz Kafka (Sayfa 26 - T.İŞ BANKASİ 'BAY K.')
Güngör Ateş tekrar paylaştı. 17 Kas 21:29
Güngör Ateş, bir alıntı ekledi.
20 Eki 23:59 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Yol
Bana yolu gösterin, yoksa yanılabilirim. Öyle çok yol var ki!

Dava, Franz Kafka (T.İş Bankası 'Bay K.')Dava, Franz Kafka (T.İş Bankası 'Bay K.')
Güngör Ateş tekrar paylaştı. 16 Kas 21:29
Güngör Ateş, Dava'yı inceledi.
16 Kas 00:47 · Kitabı okudu · 27 günde · Beğendi · 9/10 puan

Francis Bacon bir sözünde şöyle der:
'Bazı kitapların tadına bakılmalıdır, diğerleri yutulmalıdır ve çok azıda çiğnenip hazmedilmelidir.' Evet bu kitap o çiğneyip hazmetmeniz gereken kitaplardan.
Albert Camus(Türkçe telaffuzu 'Alber Kamü' bu arada) bir korku çağından bahseder. İnsanın hemcinsleriyle insanca bir iletişim kuramadığı, insanca tepkiler veremediği bir çağ. Kitapta bu durum Josef K. Karakteri üzerinden anlatılır. Kitabın başlangıç cümlesi:
'Josef K. bir iftiraya uğramış olmalıydı,çünkü kötü bir şey yapmadığı halde bir sabah tutuklandı.'
Gerisini merak ediyorsanız okumaya başlayın. :)

Güngör Ateş tekrar paylaştı. 16 Kas 21:25

Yalan
Tek bir gün dahi yalan'ı kaldırsak yeryüzünden nüfusun yarısı intihar eder.

Güngör Ateş tekrar paylaştı. 16 Kas 21:25

Kendi kalemimden
İçimi en ürperten olayı yaşadığım zaman henüz 15 yaşındaki bir çocuktum. Yengem öldükten 3 gün sonra onun çocukları bahçede büyük bir ateş yakmış, annelerinden kalan tüm elbise ve eşyaları o ateşe atıyordu. Bunu yapmalarını onlardan Amcam istemiş, hatta aralarında sert bir tartışmaya bile sebebiyet vermişti bu isteği. Ne yazık ki bir süre sonra Amcam tüm eşyaları çıkarmıştı bahçeye. 20 li yaşlarının başında iki kızı ve benden bir yaş büyük oğulları hala babalarının bu isteğine karşı çıkmaya ve göz yaşı dökmeye devam ediyorlardı. Sonunda Amcam göz yaşları içinde onlara sarılarak ikna etmişti.
Anlamsız ve acımasızca bularak buna bir anlam veremeyen ben, bir köşede oturup usul usul ağlamak ile meşguldüm.
Yengem ölmüştü evet bu başlı başına bir trajedi olmuştu zaten bizim için. Ancak bu acı henüz çok taze iken Amcamın neden böyle bir şey yapmak istedigine aklım ermemişti? Neden en sevdiği insandan kalan son anılarıda yok etmek istemişti?
Tüm bu düşünceler kafamda dolaşırken yorgunluğun verdiği sersemlik ile oturduğum yerden doğrulup ateşin başındaki Amca'mın yanına yaklaştım. Ağustos ayının henüz ortalarında olmamıza rağmen tüylerimin ürperdiğini hissettim. Belki de soğuktan değildir ama kim bilir.
Ateş evimizin hemen önündeki büyük yeşil alanda yakılmış ve artık cenaze evinde neredeyse kimseler kalmamıştı. Sona kalan yakın akrabalar da sanırım benim gibi üşüdükleri için veya bu sahneyi görmek istemedikleri için eve girmişlerdi.
Amcam öylece oturup ateşin başında hala yanmakta olan eşyalara bakıp sessiz bir şekilde mırıldanarak bir şeyler söylüyordu boşluğa. Önce onu rahatsız etmekten çekinerek çok fazla yaklaşmadan bende seyretmeye devam ettim,bana göre korkunç olan bu manzarayı.

Yengem amcamı çok severdi biliyordum. Hatta annesi karşı çıktığı için evlenmelerine kendi kendine düşüp bir gece yarısı yollara, habersiz bir şekilde amcamın yanına gelmişti.
Daha sonra olay tatlıya bağlanmış ve evlenmişlerdi. Bu olay neredeyse her büyük aile yemeği sırasında hatırlanır, amcam ve yengem tarafından kahkahalar eşliğinde anlatılırdı. Anlam veremiyordum Amcamın bu yaptığı korkunç şeye. Neden yakmak istemişti o çok sevdiği eşinden kalan bütün hatıraları sorusuna bir cevap bulmaya çalışıyordum hala. Orada ne kadar süre ayakta durduğumu hatırlamıyorum. Gözlerim yengemin yanmakta olan eşyalarına dalmış dururken önümden elinde bir kağıt ile geçen amcamın büyük kızı ile kendime geldim. Ağlamaklı bir ses tonu ile kağıdı babasına uzatıp ;
-'Bu zarf buzdolabının üstünden çıktı Baba. Annem sadece senin okuman için not düşmüş üstüne. ' dedi.
Amcam zorla da olsa başını kaldırıp baktı ve elindeki sigarayı ateşe atarak sessizce zarfa uzandı. Sanırım meraktan olacak bende amcamın yanına giderek oturdum. Beni fark etmediğine o kadar emindim ki. Titreyerek açtı zarfı ve okumaya başladı:
-" Sevgilim..
Ben artık yanında olamayacağım. Anılarımında kalıp sana acı vermesini istemiyorum. Umarım beni bir gün anlarsın.
Hoşçakal. ."
Amcam hıçkırıklar içinde zarfı da ateşe attıktan sonra sessizce mırıldanıp başını gökyüzüne dikerek hayatım boyunca unutmayacağım o sözleri söyledi;
"Belki bir gün.. Belki bir gün..."

Güngör Ateş tekrar paylaştı. 16 Kas 21:25

✅KENDI KALEMİMDEN BİR ÖYKÜ✅
Gözümü açtığım zaman duyduğum iki ses vardı ; birincisi cezaevinin dışındaki köyden gelen ezan sesi , ikincisi ise yaklaşık 1 aydır sessiz sedasız yaşayan idamlığın, hücresinin kapısına vurararak çıkardığı sesti. Acaba kaç saat olmuştu uykuya daldığımdan bu yana? Baş gardiyan bu saatlerde pek kontrole çıkmazdı. Buda öyle bir saate denk gelmişti Allah'tan. Ezan sona ermişti ama hücrenin kapısı hala vurulmaya devam ediyordu.

-Patlama be geldim. Bir abdest alacak bile vakit bırakmıyorsunuz.

En iyisi uyuya kaldığını belli etmemekti. Bu idamlıktan zarar gelmezdi ama ola ki diğer hücrelerden biri duyarsa hiç düşünmez bir paket maltepe'ye gammazlardılar onu baş gardiyana. Hücrenin kapısına vardığım zaman hala aynı ritim ile vurmaya devam ediyordu kapıya. Cebimden anahtar demetini çıkartıp demir pervazın kilidini buldum ve açtım. Hücre boş görünüyordu bu haliyle. Daha sonra idamlık irkilmeme sebep olan ani bir hareket ile doğrulup çürük kokulu nefesi ile dikildi bir anda karşıma.
-Hoca!
Dedi sıkılmış dişlerinin arasından kısık ama anlaşılır bir sesle. Sakalları iki parmak uzunluğunda ve saçlarına karışmıştı. Epey kirli ve bakımsız görünüyordu bu haliyle.

-Ne hocası bu saatte kafan yerinde mi senin? diye bir şeyler geveleyerek cevap verebildim ancak bir anlık irkilmenin etkisini üzerimden atmaya çalışarak.

İdamlık cezavine geleli 3 ay olmustu. Garip bir adam değildi ilk başlarda, her mahkum gibi bir şekilde ucundan kenarından tutunmuştu yaşama. Ancak vukuatı ağırdı;
Talebe olacak yaşlardaki komşusunun kızına önce tecavüz etmiş ardından kızın bağırmasından korktuğu için boğarak öldürmüştü onu. İnsanın ar damarı çatladı ise bir kere demek..
Hakim dosyaya hiç bakmadan daha ikinci duruşmada yazmıştı idam kararını. 1 haftaya kalmaz asmak için gelirdi cellad, imam ve cezaevi müdürü. Allah affetsin demeye bile varmadı kimsenin dili..
Hala karşımda durmuş bana bakıyordu. Suratında kin veya öfke gibi bir ifade yoktu ama stresli olduğu her halinden belli oluyordu.

-Hoca ile görüşmek istiyorum. Camii'nin hocası ile konuşmak. Git söyle baş gardiyana kabul etmezse müdürüne çık son isteği buymuş de.

O kadar hızlı ve duzenli söylemiştiki bunları gece boyunca tekrar edip ezber ettiği belliydi. Ne desem dinlemeyeceği şu doğan güneş kadar.aşikardı. Kafamı sessizce ve alaysız bir olur anlamına gelecek şekilde sallayabildim sadece. Ne söylenebilir ki böyle durumda ki bir insana?
Öğlen vakti ancak açabildim durumu baş gardiyan'a. Önce kati ve otoriter bir şekilde reddetmişti diğer gardiyanların yanında bu istediği . Ancak neden bilinmez yemekten sonra beni yanına çağırtıp 'son istek firavunun da olsa yerine getirmek gerekir' gibisinden bir şeyler söyledi. Ancak Hoca'ya bunu münasip bir dille söylemek işini de yine bana verdi.
Mesai bitiminde akşam namazını kılmak için Malik hoca'nın görev yaptığı yan köyün camii'ne gittim. Namazdan sonra durumu anlattım. Hiç şaşırmadı ancak yatsı namazından sonra ancak gelebileceğini söyledi. Normalde bu 1 saatlik sürede eve gidip yemek yiyebilirdim. Hem bu akşam nöbet yazmamıştı baş gardiyan. Ancak Malik hoca'nın beni görmezse tek başına cezaevinin yolunu tutabileceği düşüncesinden çekinerek beklemeye karar verdim.
Gerçekten içimde idamlığın hoca ile ne konuşmak istediğini merak ediyordum içten içe.
Neyse en sonunda akşam saat 9 civarı düştük cezaevinin yoluna, hoca'nın Toros marka arabası ile.
Malik hoca ile görüşme odasında bekliyorduk. O akşam nöbeti olan iki gardiyan arkadaşım idamlığı içeri getirdiler. Ayaklarından ve ellerinden pranga vurulmuş halde oturdu masanın karşısına. Bu sırada Malik hoca ona bakmadan elindeki tespih ile zikir çekmeye dalmıştı. Kanun gereği odada görüşme sırasında bir gardiyan içerde, bir gardiyan da dışarıda hazır beklemeliydi. İçerdeki arkadaşa göz ucuyla gidebileceği işareti yaptım. Bir anlık tereddütten sonra kapıyı şiddetli bir şekilde örterek dışarı çıktı.

Belki beş dakika vardır tek söz çıkmadı kimseden. Sıkılmış olmasından dolayı olduğunu düşündüm ki Malik hoca konuştu ilk evvel:
-İmanın tam mıdır? diye sordu başını tespihten kaldırmadan.
-Ben Allah'a inanmıyorum Hoca ama beni dinlemeni istiyorum, diyerek masada ileri doğru eğilip Malik hoca'nın gözlerine bakmaya çalıştı, küçük bir sokak hayvanı çaresizliği ile.
Bu sırada elimi masaya vurarak birden ayağa firladım bu sözleri duyduktan sonra.
-Bre şerefsiz madem inanmazsın ne diye diktin bizi gecenin bu vakti karşına. Hadi beni geçtim bu Allah'ın hizmetçisinden ne istedin?
Kendimi kaybetmiş bir vaziyette bir elim alnımda öbür elim belimde yarım tur attım odada.
-Kalkın gidelim hocam bu meczup belli ki , beni de affedin yordum bunun sözüne güvenip sizi buralara kadar. diye tekrar ettim bu sefer daha sakin ve oturaklı bir ses tonu ile.
-Dur hele bir derdi var ki çağırmış beni konuşmaya. dedi Malik Hoca.
Söyle bakalım nedir benden istediğin o halde.?

İdamlık benim sert çıkmamdan ötürü başını iyice göğsüne kavuşturmuş öylece kalmıştı. Bir süre sonra Malik hoca'ya bakarak;

-Hoca ben hiç inançlı biri olmadım.
Hiç inanmadım da cennet ve cehennemin var olduğuna. Niyetim son günümde firavun tövbesi de etmek değil sana. Ama nedenini bilmediğim bir korku var içimde. Bu cehennemde yanmak korkusu değil sadece ee sadec...
Bir sürü sustu ve önüne bakarak öylece oturdu. 1 dakika boyunca ne diyeceğini merak ederek bekledim ve en sonunda devam etti;
-Ben sadece korkuyorum hoca. Korkum olurda bir daha o kızın gözlerine bakmak zorunda kalırsam diye. Söyle bana hoca böyle bor.şey olabilir mi gerçekten. ?
Neden bilmem bu son sözlerinden sonra hüngür hüngür ağlamaya başladı ve hiç susmadı. Ancak biz sustuk. Ben ne diyeceğimi ne yapacağımı bilemeden öylece kalakaldım odanın içinde.
Yaklaşık on dakika sonra idamlığın ağlaması durulmaya başladığında Hoca bu sefer idamlığın yüzüne bakmak için eğilerek şu sözleri söyledi;
-Şüphe yok ki o kız onu öldürdüğün surette senin karşına dikilecek. Allah'a inanmıyorum demen bile o kadar gülünç ki. Senin kaçışın ne Allah'tan ne cehennem' den ne de o öldürdüğün kızdan. Sen kendinden kaçmaya çalışıyorsun hepsi bu..
Benim sana zerre yararım dokunamaz bu saatten sonra.
Malik hoca yüzüme bakarak mantosunu sırtına geçirdi. Odadan çıktığımda tek duyduğum kısa ve kesik hıçkırıklardı...

Güngör Ateş tekrar paylaştı. 16 Kas 21:24

Zenginlik
-Bu diyarda tüccar olacaksınız şayet en kolay satabileceğiniz şey nedir bilirmisiniz?
Zenginlik. Evet yanlış okumadınız.
Fakirliğin olduğu diyarlarda en kolay satabileceğiniz şeydir zenginlik.

Bu saat sistemini ayarlayan her kimse çok ahmakça bir şey yapmış. Yeni güne neden uyuyarak giriyoruz ki? Mesela uyandığımızda başlasa 00:00 dan daha iyi olmaz mı?
Neyse şiir dinlemek istersen şu⬇ kırmızı yazıya dokun.
https://youtu.be/5hnbe1-TwhQ
Mutlu uyuyun..