Çünkü kadınlardan gizli bir tek insan deneyimi bile yoktur. Toplumun her yönü kadına uzanır ve onu kuşatır. Kadınlar, çocuklara ve yaşlılara, hiç kimseden yardım almadan bakmanın ne demek olduğunu bilirler; hastalara bakmanın, sağlığa zararlı koşulları olan işyerlerinde çalışmanın;
sokakta laf atılıp ıslık çalınmasının, cinsel saldırılara uğramanın; kadın olarak bayağı iyi, ama insan olarak işe yaramaz olduklarını duymanın ; çirkin ya da sadece hoş diye nitelenip bir kenara itilmenin ; cinsiyetleri nedeniyle suçlanıp yenilmenin, ama yine de evde ve işte erkeklerin iki katı çalışıp, yarısı kadar ücret almanın ; istenmeyen gebeliklerden korkmanın, kürtaj hakkını, sağlıklı ve güvenli doğum kontrolü hakkını istediklerinde reddedilip zorunlu doğumlara mahkum edilmenin; vücutlarını tüy dökücülerle, cımbızlarla, makyaj malzemeleriyle, kozmetiklerle, vajina deodoranlarıyla harap etmenin, klitorislerin değil vajinalarının asıl cinsellik mihrakı olarak tanımlanmasının; ünlü adamların özel, zayıf yönlerini görerek erkeğin «gücünün» hikaye olduğunun; ezildiklerini dile getirdiklerinde susturulup alay edilmenin ve çoğu kez cümlelerinin bile kocaları tarafından tamamlanmasının ne demek olduğunu bilirler.
Koşullandırma sürecinin en önemli noktası kadınlığın, insanlık yerine ikame edilmesidir. Erkeklerin egemenliğindeki bir dünyada, tek giriş bileti kadınlığı olan bir kızın varlık sürdürmesinin tek yoludur bu. Dişiliğin temel özellikleri tüm bir «kadın davranışı» dağarcığında ifadesini bulur: utangaç gülümsemeler, gözlerini yere indirmeler, siliklik, dünyaya gelmiş olduğu için hep özür diler gibi durmak, bastırılmış kıkırdamalar, bir erkek konuştuğunda ilgi göstermek, aynanın önünde geçirilen saatler, baştan çıkarma taktikleri, civarda erkek varken birden beceriksizleşmek, erkeklere hep destek güç olma eğilimi ve en önemlisi erkeklerin arkadaşlığını kendi cinsinden olanlarınkine tercih etmek. Bunlar kadını erkeğe göre ikincil ve ona bağımlı olarak tanımlayan toplumsal işaretlerdir.
«Kadınların erkeklere bağımlılığı, en derinde yatan o dehşetli şey, ortadan kaldırılmadıkça, aile yaşamı dürüst olamaz, hele soylu bir yaşam hiç olamaz.» George Bemard Shaw
İnsanların hali kötüydü. Kaderlerini kendileri yaratıyor ve bunun Tanrı'dan geldiğine inanıyorlardı. Geleneklere tutsak olmuşlardı, yürekleri binlerce ipe asılıydı ve ipleri kendi elleri geriyordu. Yaşamları üzerindeki her yolda tanrılarının, polislerinin, krallarının, sınıflarının yasak levhaları duruyordu. Buradan öteye gitmeye, gittikleri yerde kalmaya izinleri yoktu. Böyle birkaç on yıl kıvrana kıvrana, başıboş ve çaresiz dolaştıktan sonra yatakta ölüyorlar ve sefaletlerini çocuklarına miras bırakıyorlardı.
..., zamana zaman tanımak gerekir, zaman hükmeder, zaman, kumar masasında karşımızda oturan oyuncudur ve oyunun bütün kartları onun elindedir, bizler ancak hayatımızı verirsek bir şey elde edebiliriz, kendi hayatımızı, ...