Joseph Roth

Joseph Roth

Yazar
7.4/10
68 Kişi
·
171
Okunma
·
15
Beğeni
·
1532
Gösterim
Adı:
Joseph Roth
Tam adı:
Moses Joseph Roth
Unvan:
Avusturyalı Yazar ve Gazeteci
Doğum:
Lemberg, Brody, Ukrayna, 2 Eylül 1894
Ölüm:
Paris, Fransa, 27 Mayıs 1939
Joseph Roth, Avusturya-Macaristan Monarşisine bağlı ve nüfusunun ağırlığı Yahudi olan Galiçya'da Lemberg yakınlarındaki Brody kasabasında doğdu.

Viyana ve Lemberg'de edebiyat ve felsefe öğrenimi gördü.

I. Dünya Savaşı'na katıldı. Avusturya-Macaristan'ın çöküşü Roth'un hayatında belirleyici bir rol oynadı.

1918 yılından itibaren Viyana'da, sonra Berlin'de muhabirlik yaptı. Neue Berliner Zeitung, Berliner Börsen-Courier Frankfurter Zeitung gibi gazetelerde çalıştı. 1928'de karısı şizofreniye yakalandı ve hem maddi hem psikolojik bir kriz yaşadı.

Joseph Roth, önce Viyana'ya gitti, sonra bütün Avrupa'yı dolaştı. 1933 yılında Fransa'ya yerleşti. 1936-1938 arasında yine yazar olan Irmgard Keun ile birlikte yaşadı. 1939'da Paris'te yoksulluk ve borç içinde öldü.

Mezarı Güney Fransa'da Delirium Tremens'dedir.
İnsanların kalbi kötü değil, yalnızca çok küçük. İçine fazla bir şey almıyor.
Joseph Roth
Sayfa 36 - Kyrhos Yayınları
Ben yaşadıklarımı yabani bitkiler gibi her yere diker, sonra da karşılarına geçer, yetişmelerini seyrederim.
Joseph Roth
Sayfa 109 - Can Yayınları
Kadınlar hataları bizim gibi aptallıktan, ihmalkarlıktan veya düşüncesizlikten değil son derece mutsuz oldukları zaman yapıyorlar...
Joseph Roth
Sayfa 128 - Kyrhos Yayınları
123 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Öncelikle Joseph Roth'un okuduğum ilk kitabıydı. Kurgu ve anlatım nefes kesiciydi diyebilirim. Konuya gelecek olursak; 12 yıl boyunca askerlik görevini yapan ama karısı istemediği için bu görevi bırakıp, Avusturya'nın Zlotogrod bölgesinde denetleme görevlisi olarak çalışan Anselm Eibenschütz'ün tirajik hikayesine konuk oluyorsunuz. Şehirde dürüstlüğüyle tanınan bu adam yıkıcı olaylar karşısında yavaş yavaş kendini diplere çeken insanlarla uğraşmak zorunda kalması sizin hikayenin içine yavaş yavaş çekecektir. İnsanın hayatı boyunca hep acımasız insanlarla mücadele etmek zorunda kaldığının bir göstergesi olarak roman gerçekten çok iyi kurgulanmış. Özellikle karakterlerin derinliğinin muazzam olduğunu söylemek istiyorum. Jadlowker ve Kapturak gibi kötü karakterlerle uğraşmak zorunda kalan ana karakter Eibenschütz, Jandarma Polisi Slama ve sonradan Piotrak'ın sessiz çığlıklarını duyar gibi olacaksınız.

Bir tek hikayedeki kadın karakter Euphemia'nın biraz daha baskın bir karakter olmasını isterdim. Bu bana eksiklik gibi geldiği için orası biraz boşlukta kaldı. Onun dışında çok iyi bir roman okudum.
156 syf.
·7/10
İkinci Dünya Savaşı arifesinde Paris’te bir bardayız. “Katil” lakaplı bir adamın itiraflarıyla şekillenen ve uluslararası bir hâl alan tuhaf bir cinai hikayenin peşine düşüyoruz. Oldukça canlı detaylarıyla, insana dair pek çok duyguyu detaylıca işleyen güzel bir roman.
50 syf.
·8/10
Kitabı #33560576 indirebilirisiniz...

Çünkü insanoğlu hiçbir şeye mucizeye alıştığı kadar kolay alışmaz, hele ki bir, iki, üç kez başına geldiyse...
Kendi degimiyle kitapta "mucizeyle hayatının degistigini dusunen bi ayyaştan bahsediyor...
Yarim saatinizi almaz kîsa bi hikaye...

Kitabın en anlamlı cümlesi şuydu sanırım;
Son yıllarda aynalardan neden korktuğunu anladı. Çünkü, insanın perişanlığını kendi gözleriyle görmesi hoş bir şey değildi...

Ve o son cümle... Tanrı hepimize, biz ayyaşlara, böyle kolay ve güzel bir ölüm bahşetsin!
Sonuç hepimiz ölüyoruz.
156 syf.
·1 günde·9/10
Kitaba bayıldım. Ba yıl dım. Eğer Zweig seviyorsanız bu kitabı da kesinlikle seveceksiniz demektir. Tam Zweig tarzı bir kitap. Ara ara sıkıldığım “of nolur ne olacaksa olsun sıkılmaya başladım” dediğim yerler oldu. Ara ara da “Of nolur ne olacaksa olsun meraktan çatlayacağım” dediğim yerler oldu.
Kitap zaten çok kısa olduğu için kısa sürede okunabilecek bir kitap ayrıca çok hızlı ilerliyor buda daha keyifli ve akıcı bir okuma yapmanızı sağlıyor.
Eğer bu kitabı alıp almama konusunda kararsızsanız bence düşünmeyin, alın ve okuyun derim.
Hepinize iyi okumalar dilerim.
Bu arada unutmadan bu kitabın ayrıntılı bir incelemesini ve yorumunu bloğumda paylaşmayı düşünüyorum. Buraya link ekleyeyim siz bloğuma bir göz atın yine de; https://www.demetkarahan.com
50 syf.
Bu kısacık hikayenin adından da anlaşılacağı üzere, kitap bir ayyaşın hikayesini anlatıyor. Bu kitabı diğer benzer hikayelerden farklı kılan ise, yazarın bu kitap için "benim vasiyetimdir" demesi sanırım.
Joseph Roth, Avusturyalı bir yazar. Birinci Dünya Savaş'ına katılmış. Sonra Paris'e taşınmış. Muhabirlik ve sonrasında yazarlık yapmış. Evlendikten 6 ay sonra ise karısı şizofren olmuş. Bir yandan karısının rahatsızlığı, diğer bir yandan maddi sıkıntılar , yazarı da olumsuz etkilemiş ve onu alkole yöneltmiş. Yazar ayyaş olarak son yıllarını geçirmiş ve Paris'te bir yoksullar hastanesinde henüz 45 yaşında iken ölmüş. 1940 da da , yazarın ölümünden bir yıl sonra, karısı NAZİLER tarafından "akıl hastası" olduğu gerekçesiyle öldürülmüş. Sonuç yazarın acı bir hayat hikayesi var:( Bu kitapta ise ayyaş bir adamın , yaşadığı bir mucize ve sonrasında verdiği bir söz var.
Bu sözü yerine getirmek niyeti ile yola çıkıyor ama başına öyle olaylar geliyor ki... Bu kitapla yeni bir yazar tanımış oldum. Bu yazar aynı zamanda Zweig in de mektuplaştığı yakın arkadaşı olan bir yazar...
50 syf.
·1 günde
İnsan hayattan ümidi kesince ne olur? Hiçbir beklentisi kalmamış biçimde hayatı izlemeye başlarsa... En dibi gören için her şey bir mucize kabul edilmez mi bu noktadan sonra?

Andres Kartak, soyadını ve tarihini unutmayı seçmiş, köksüzleşmiş bir adam. Köksüzleşme ve köprü altı arasındaki ilişki çarpıcı. Topraktan uzaklaşma... Ona paralar sunan kaderin mucizeleri, her an devam edecek hissini yaşatsa da kitap ani bir sonla bitiyor. Bir rüya gibi ya da bir kabus...

Tamamen parasız, yatacak yeri olmayan, banyo yapacak olsa kıyafetlerini çaldırmaktan ve anadan üryan kalmaktan korkan, amacını kaybetmiş bir adamın ihtiyacı nedir? Bu adam namuslu olabilir mi her şeye rağmen? Aziz ayyaşımız, dünyada kendine somut bir yer veya mal edinememiş olsa da manevi olarak tertemiz bir AZİZ’dir. Bizim tasavvufumuzda da bahsedilen derviş misali ihtiyacından fazlasını istemeyen, aldığı borcu ödemeyi namus bilen, dünyada hem her yerde hem hiçbir yerde olmayı seçen, sevdiği kadın dayak yemesin diye hapislere düşen, zamanında zenginliği de tatmış ama paraya tapmamış bir adam...

Bir yönüyle de ehl-i keyftir. Bulduğunu bulduğu gün tüketir, tüketirken dostlarına da verir. Onurludur; söz verdiği işi layığıyla yapar. Güzel dostları vardır: Ünlü futbolcusundan en yoksul köprü altı adamına dek...

Akla Narkissos’un mitolojik hikayesini getirir. Aynaya bakmaktan rahatsız olarak, Narkissos’un aksine mütevazi ve kendini beğenmekten uzak olduğunu hissettirir. Aynalar... Geçmiş ve bugün arasında parlak köprülerimiz. Aziz ayyaşımız da bu köprü altı insanıdır belki de, kim bilir...

Kadınlar... Aziz ayyaş, kadınları sever sevmesine ama kadınlar onun sevgisini kullanmıştır her seferinde. Parası olunca yanında olanlar, onun kalbini göremeden ve masumiyetini anlayamadan kıskançlık sularında yüzenler onu boğar. Sevdiği kadınların ona verdiği hazzın bile ödemesi olması gerektiğine inanır, öyle görmüştür ne yazık ki. Yadırgamaz.

Kilise... Tüm yaşanan mucizeler birer şizofrenik algı mıdır? Yazar, “Vasiyetimdir.” dediği bu eserinde olan her şeyi birer şizofrenik algı olarak yaşadığını mı hisseder? Olmayan kızının yerine Azize Therese’yi mi koyar bir azizeye hissedilebileceği hislerle. Bilinmez.

Ölüm... Nazi katliamı ve 1. Dünya Savaşı sonrası ölümün kol gezdiği ama kolay ölümün dilenir olduğu bir ortamda huzurla ölebilmeyi isteyen yazar, bu eseriyle ölümsüz olmuştur. Ruhuna değsin...
180 syf.
·2 günde·8/10
1894 Avusturya doğumlu Joseph Roth yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Edebiyat ve felsefeye olan ilgisi kendini daha ilk çağlarında gösterir.

1916 yılında 22 yaşında iken orduda iki yıl görev yapacağı günler başlar. Belki de birçok eserinin alt yapısı burada kurulmuştur.

1918 sonrası çeşitli gazetelerde muhabirlik yapar ve 1922’de evlenir. 1924 sonrasında da eserlerini bir bir sıralayacaktır Roth.

Dostu Stefan Zweig gibi kendisi de dahil olacaktır sürgün kalemler kategorisine.

Eserine gelecek olursak;

1. Dünya Savaşı’nda Sibirya’daki esir kampından çıkan ‘Gabriel Dan’ eve dönüşte Hotel Savoy’da kalacaktır. Otel Polonya’da emekçilerin bulunduğu bir yerdedir.

864 oda ve fabrikatöründen karikatüristine, muhasebecisinden yapımcısına, askerinden dansçısına farklı meslek ve mevkiden insanlar vardır burada.

Umut ve düş kırıklığı, hayaller ve yıkılışlar. Hepsi mevcuttur Savoy Hotel’de. Peki ya emekçiler? Peki ya grev?

Son zamanlarda okuduğum en etkili modern klasiklerden. Ahmet Arpad çevisi ile.
50 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Kitabın özeti aslında bu alıntıda gizli: "Çünkü insanoğlu hiçbir şeye mucizeye alıştığı kadar kolay alışmaz, hele ki bir, iki, üç kez başına geldiyse". Mucizeler... İlk geldiğinde insan çok heyecanla karşılar ama mucizeler hep gelmeye başladıysa ne olur insana?

Köprü altlarında yatan, kendini, kimliğini unutmuş bir Ayyaş, günün birinde eli ayağı düzgün bir başka evsizle karşılaşır. Ve bir mucize olur o evsiz ayyaşa 200 frank para verir. Yalnızca bir isteği vardır, bu verdiği borç parayı ayyaşımız bir gün denkleştirirse küçük bir kilisede yer alan Azize Theresa'nın hatırasına Pazar ayinini yapan papaza parayı teslim etmesini ister. Hikaye böyle garip bir şekilde başlar ve sonuna kadar da garip bir şekilde devam eder.

Önce yaşadığı mucizenin heyecanıyla büyük bir mutluluk yaşar ayyaşımız. Birden gelen parayı kıymetini anlayamadan bir süre içinde ezer. Beş parasız kaldığında yine bir mucize olur. Ayyaşımız her kiliseye gitmeye niyetlendiğinde önünde bir başka caydırıcı kişi çıkar. Mucizeler gelir mucizeler gider. Paralar gelir paralar gider ve ayyaş bir türlü sözünü tutamaz. Ve kitap başlangıç kısmındaki anilikle birden bire biter.

Bu kitap, alt metinleriyle her okura farklı bir his verebilecek tarzdadır. Hayat bir şekilde bizlere çeşitli mucizeler sunuyor. Bizlerse bu mucizelere bazen elimizin tersiyle itiyor bazense değerini bilmeden, bilemeden bozuk para gibi harcıyoruz. Bazen benliğimiz, bazen de o benliği besleyen baştan çıkarıcı insanlar nedeniyle hayatın önümüze getirdiği güzellikleri, çıkış yollarını değerlendiremiyor ve adeta kendi fasit dairemiz içerisinde dönüp dolaşıyoruz. Yalnızca yaşamın getirdiği mucizenin farkına varabilen azınlık bir kitle o aydınlığa, kendi içindeki ışığa ulaşabiliyor ve bu fasit daireden kurtuluyor.

Son olarak kitap her yönüyle farklı ve az sayfada çokça şey anlatabilmiş, akıcı bir kitap. Tek sorunlu kısmı, kitabın birdenbire final yapması. Bu da olmasa dört dörtlük, farklı tarzda, bir solukta bitebilecek enfes bir uzun öykü.
122 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Anıları okuyoruz. Hayatın içinden süzülüp gelenleri. 1800'lerin sonları ile 1900'lerin başlarında horlanan, kovulan, öldürülen ve en iyi durumda 'azınlık' olan bir halkın savruluşunu okuyoruz. Batı Avrupalı Yahudilerin, Doğu Avrupalı Yahudilere karşı tavırlarını, kendi içlerinde yaşadıkları çekişmeleri ve dini-siyasi farklılıkları da anlamaya çalışıyoruz.

Almanya, Fransa, İtalya, Amerika'ya göç eden Yahudilerin orada yaşadıkları sıkıntılardan da bahsediliyor. Bu sıkıntılar hem oranın yerleşik halkı veya devleti tarafından veya daha önce oraya gelen Yahudiler arasındaki uyumsuzluktan kaynaklanabiliyor. Doğulu Yahudiler en başta sadece yerleştikleri ülkelerde oranın vatandaşı olmayı umarlar. Sadece horlanmayan bir vatandaş olmak isterler.

Yazar, yaşadığı dönem itibarıyla yaşananları, görülenleri, anlatılanları bize aktarmaya çalışmış. Bunu yaparken de bulunduğu toplumun diliyle konuşmuş. Yukarıdan bakmamış. Farklılıklardan, olacak veya olamayacaklardan bahsetmiş. Göç, göçmenlik, yurt, yurtsuzluk ve en uç nokta olan haymatlos kavramları eşliğinde Doğulu Yahudilerin yaşamlarına konuk oluyoruz.

Joseph Roth, 'Yahudiler Yollarda' adlı kitabıyla göçmenlik duygusunu işliyor. Yaşadığı dönem itibarıyla tarihe tanıklık ediyor. Yayımlandığı dönem bu kitap ne kadar etkili oldu bilemeyiz. Ama şu an bile bazı şeylerin anlaşılması için önemli. 2.Dünya Savaşı öncesi Doğulu Yahudilerin topraklarından kopartılıp yollara düşmesi anlatılıyor. Ve siyonizm burada devreye giriyor.

Bizler evlerimizde ya da işyerlerimizde sıcak ortamlarda çayımızı, kahvemizi yudumlayıp kitaplar okurken, şu anda dünyanın farklı köşelerinde, yerlerinden yurtlarından sürülen, hor görülen binlerce insan da var. En yakın ise Suriye'de yaşananlar. Suriye'den kaçan binlerce insan daha özgür daha sıcak daha insani bir yaşam için yollara döküldü. Bu mültecilik durumunda yolda kalanlar olduğu gibi aileler de dağıldı. Mültecilik başlı başına bir sorun ve bunun temel kaynağı da para ve emperyalizm. Daha fazla sömürme daha fazla kazanma daha fazla harcama ve bunun da olması için, kendisinde olmayan kaynakları sömürmek.

Bu kitabı koltukta ya da yatarak okuyup anlayacaklarımızla, bunu dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan mültecinin okuması arasında muazzam bir fark da ortaya çıkabilir. Ben ya da çoğunluk bizim anlamaya çalıştığımızla o yeni nesil mültecilerin anladıkları çok farklı olacak. Onlar o durumu zaten yaşıyorlar. Dünyanın daha yaşanabilir hale gelmesi için 'sözde' bir takım eylemler yerine bazen bir 'empati' bile bir olayı yumuşatabilir. Siyasi, dini, kültürel farklılıklar, çeşitlilik olması gerekirken bunları ayrımcılık, ötekileştirme, yok etme olarak kullandığımızda şu an yaşanan durumla karşı karşıya kalırız. Dün 'Yahudiler Yollarda' bugün farklı din ve milletler yollarda olmaya devam edecek.

Ezcümle: Tarihi seven, okuyan kişilerin okumasında fayda olacağına inanıyorum. Tavsiye ederim.
155 syf.
·Puan vermedi
Joseph Roth kendi iç barışını sağlayamamış bir savaş mağduru. Birinci dünya savaşına katılıp o kötü cağın bütün olumsuzluklarını yaşamış doğduğu toprakların parçalanmasına şahit olmuş... Tabii bu durumunun kendisine sağladığı bazı avantajları da yok değil. Savaş yorgunu olmak bir anlamda edebiyat zengini haline gelmek demek. Roth'da bunu iyi kullanarak, dolu dolu gözlemleriyle okurunu 1. Dünya savaşının sonrasına götürüyor. Roth'un bu eserindeki yadsınamayacak en önemli özellik ise kaosun hakim olduğu yaralarını sarmaya çalışan dünyanın aristokrasisi ve avamını gözler önüne sermesi.. Toplumun gizil kalmış yanlarını gerçekçi bir şekilde yazıya döken Roth, dönemin kara bir peçe gibi ruhları örten kabus tablosunu ve kararan psikolojileri çok iyi resmetmiş.

Yazarın biyografisi

Adı:
Joseph Roth
Tam adı:
Moses Joseph Roth
Unvan:
Avusturyalı Yazar ve Gazeteci
Doğum:
Lemberg, Brody, Ukrayna, 2 Eylül 1894
Ölüm:
Paris, Fransa, 27 Mayıs 1939
Joseph Roth, Avusturya-Macaristan Monarşisine bağlı ve nüfusunun ağırlığı Yahudi olan Galiçya'da Lemberg yakınlarındaki Brody kasabasında doğdu.

Viyana ve Lemberg'de edebiyat ve felsefe öğrenimi gördü.

I. Dünya Savaşı'na katıldı. Avusturya-Macaristan'ın çöküşü Roth'un hayatında belirleyici bir rol oynadı.

1918 yılından itibaren Viyana'da, sonra Berlin'de muhabirlik yaptı. Neue Berliner Zeitung, Berliner Börsen-Courier Frankfurter Zeitung gibi gazetelerde çalıştı. 1928'de karısı şizofreniye yakalandı ve hem maddi hem psikolojik bir kriz yaşadı.

Joseph Roth, önce Viyana'ya gitti, sonra bütün Avrupa'yı dolaştı. 1933 yılında Fransa'ya yerleşti. 1936-1938 arasında yine yazar olan Irmgard Keun ile birlikte yaşadı. 1939'da Paris'te yoksulluk ve borç içinde öldü.

Mezarı Güney Fransa'da Delirium Tremens'dedir.

Yazar istatistikleri

  • 15 okur beğendi.
  • 171 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 157 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.