Adı:
Ademden Önce
Baskı tarihi:
Haziran 2018
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052223109
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bordo Siyah Yayınları
Jack London az rastlanır anlatı yeteneğiyle kendisini ilgilendiren birçok farklı alanda eser verdi. Ademden Önce, ilk insanın çarpıcı öyküsüyle, genetik kodlanmayı, rüyaları ve ilkel yaşamı keşfe çıkan bir roman. Oldukça sert çizilen karakterler ve sürükleyici dramatik yapı, okura büyük bir okuma zevki ve düşünme vesilesi vaat ediyor.
160 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
> Hele şöyle yamacıma bir yanaşın bakalım. Bugün gene hep birlikte kalemi kuvvetli, eserleri birbirinden güzel mi güzel bir yazarın kitabına saracağız. Sizi bilemem, ama ben kekimi, Selanik gevreğimi, kahvemi aldım ve uzun aradır paslanmış olan parmaklarımı çalıştırmaya başladım bile.

https://imgyukle.com/i/24365.ECYvft

> Diyet filan derken, şu serin geçen Ankara gününde her şeyi bir kenara bıraktım ve kendimi bu güzel kitaba inceleme yazarken mükâfatlandırmak istedim. Neyse, zaten birazdan burası panayır yerine döneceği için, ben daha fazla goygoy yapmadan, olayı saygıdeğer Jack London abimizin, Adem'den Önce adlı kitabına bağlayayım. :)

“Cümbüşümüz muazzamdı. Dizginlemesi mümkün değildi.” (s.42)

> Bir varmış bir yokmuş. Bir zamanlar, kurgu roman yazarları türlü türlü güzel hikâyeler yazar ve yazdıkları bu şeyleri de dergilerde yayınlarlarmış. O zamanın literatüründe, "Ana akım" ve "tür"ler arasındaki kalıplaşmış duvarlar henüz inşa edilmemiştir ve zamanın, o “An”ın usta kalemşörlerinden Rudyard Kipling, Mark Twain ve Jack London da, diğer birçok yazar gibi, bugün bize bir bilim kurgu ya da fantezi gibi görünen eserleri kaleme almışlardır. Elbette okumakta olduğumuz bu gibi birçok spekülatif kurgu eserler o zaman zarfında olan okurlara çok farklı gelmekteydi. Bazı mekanizmalar ve araçlar akla hayale sığamayacak yüksek bir teknoloji ürünüydü, buhar gücü normaldi, ama ötesini düşünmek bile, o günün şartları için pek de mümkün değildi. Ama insanların, bu dur durak bilmeyen evrimsel gelişime fazlasıyla merakı vardı.

Hayat da bazı şeyler;
“Sadece bir rastlantıydı, hem de ne rastlantı.” (s.122)

> Charles Darwin'i az çok hepimiz biliyorduk, ama James D. Watson ve Francis Crick ise bu kitap yazılırken henüz doğmamıştı bile ve biz sapiens’ler, DNA hakkında bir şeyler bilebilmekten daha on yıllarca gerideydik. İşte bu bağlamda, Jack London 1907 yılında, Adem’den Önce başlıklı kısa bir romanı kaleme aldı ve bu eseri yazarken kuvvetle muhtemel, Stanley Waterloo’nun 1896’da basılan “Story of Ab” - “Ab’ın Hikâyesi” romanından da bir hayli etkilendi. Hatta bu durum o zaman bir hayli dikkat çekmişti ve yazar, yapılan suçlamaları da bizzat kabul etmiş, ama protohuman’a ait evrim fikrinin tamamen kendi hayal ürünü olduğu iddiasından da vazgeçmemiştir. Birçok kitap eleştirmenin dâhil olduğu ve neşredilmiş bu iki eser incelediğinde, eleştirmenlerin varmış oldukları ortak fikir, Waterloo’nun kaleme almış olduğu taslağın aşırı uzun ve bir hayli sıkıcı olduğudur görüşüdür. London’un eserinin ise okunabilir, akıcı ve sürükleyici olduğu düşüncesi eleştirmenler arasında daha öne çıkmıştır. Roman, içeriğinde Darwin teorisini de barındırmaktadır ve yazar, farklı seviyelerde protohuman’lar (ilk insanlar) arasında bir geçiş zamanı hayal ederek, bunu, türler arası farklı şiddet tarzlarına bakmak amacıyla kullanmıştır. Bu düşünce hakkında şunu rahatlıkla ifade edebiliriz ki, bu romanın uzun yıllar ABD’nin birçok üniversitesinde, antropoloji eğitimi alanlar için bir nevi yardımcı kitap olarak kabul görüp, eğitim sistemine dâhil edilmiş olmasıdır. Yani buradan da anlayacağınız üzere, kitapta aşırı romantikleşmiş ve ortama uysallıkla yaklaşan ilk insanlar beklemeyiniz lütfen! Aksine, şiddetin insan evrimini ne derece ve nasıl etkilemiş olabileceği ile bizim atalarımız hakkında neler söylediğini gözlemleyeceğiz.

“Yirminci yüzyılın çocuklarının bizi görmesini isterdim.” (s.25)

> London, romanında üç ayrı protohuman grubunu betimlemektedir. Maymunlara pek de uzak olmayan “Ağaç İnsanlar” türüne göre büyüktürler, dik yürümekte zorlanmaktadırlar ve vakitlerinin çoğunu da çoğunlukla ağaçlarda yaşayarak geçirmektedirler. Az biraz göçebedirler ve sosyal olarak sadece aile, kabile vari gruplar halinde toplanmış gibi görünürler. Sonra, hikâyenin ortasındaki grup “Mağara İnsanları” vardır. Onlar ise fiziki olarak daha iyi yürüyebilmektedirler ve gruplar halinde, suya daha yakın büyük bir bölgede, yaşamalarına imkân sağlayan mağaralarda yaşamaktadırlar. Bu türün düşünce ve becerisini gitgide nasıl da geliştirdiğini okuyacağız. En son ve en gelişmiş grup ise “Ateş İnsanları”dır. Aslında onlar Neandertaller olarak düşündüğümüz insan türüne daha yakın olabilirler. Ateşi kontrol etmektedirler ve onlarda kabile gruplarında yaşayarak, avlanmak için ok ve yay kullanmaktadırlar.

“İnanın bana, insanı hayrete düşürecek kadar basit varlıklardık.” (s.25)

> Yazar, “Mağara İnsanları”ndan bir tanesinin ömrü boyunca yaşadıklarını hayalen tasvir ederek ve Mağara İnsanı’nın tüm hayatını, ayrık parçalar halinde başarılı bir şekilde kaleme alarak biz okurlara aktardı. Yazarın kaleminden aktarılan bu tür ırksal hatıralar çoğu insan için, kendilerini yalnızca belirsiz bir şekilde, örneğin rüyamızda bir boşluğa düşme (evrime göre; uzak primat atalarımızın ağaçlardan birçok şey yaptıkları için) veya bilinmeyen bir karanlıktan içgüdüsel olarak korkma eğilimi gibi gösterirler.

“Siz hiç rüyanızda rüya gördünüz mü?”

“Pek çoğumuz uçma rüyası, canavarların bizi kovaladığı rüyalar, renkli rüyalar, boğulma rüyaları, sürüngenli ve fareli rüyalar görüyoruz. Kısacası o diğer kişilik hepimizde iz bırakırken, bazılarımızda tamamen siliniyor, bazılarımızdaysa daha etkili oluyor. Bazılarımız diğerlerine nazaran daha güçlü ve daha tamamlanmış ırksal anılara sahip.”

> Bence fantezi edebiyatının bir parçası olarak, bu hikaye eğlenceli olduğu kadar sürükleyicidir de. İlginç bir anlatım ile başlayarak, sona kadar bizi başında tutan bu kitap, milyonlarca yıl önce başlamış olan yaşama göz atmak suretiyle, biz insanlara atalarımız hakkında bir nebze olsun bilgi sunmaya çalışıyor. Karakterimizin gözünden okuduğumuz hikâyemizde, kendisinin atalarının anısını görecek ve onların yaşadıkları ilkel yaşamı keşfedeceğiz. Bu anıların anlatım tarzı ve yazarın kaleminin ustalığı, okurken bizleri edebi olarak ileri taşıyacak bambaşka bir eser sunmaktadır.

“Onlar Bizim atalarımız, tarihleri bizim tarihimizdir. Sakin unutma, günün birinde ağaçlardan sallanarak inip dimdik yürüdüğümüz ne kadar kuşku götürmezse, çok daha önceki bir başka gün denizden sürünerek çıkıp karadaki ilk zorlu maceramızı başarıyla göğüslediğimiz de aynı ölçüde kesindir."

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ A.Y. ~
124 syf.
·Beğendi·7/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Yine önceden okunup geç kalınmış ama acısını İŞSİZLİKLE aldığım incelemelerimden biri .. gene sahaftan ucuz yollu ama en bi güzel çevirisini alarak kattık arşivimize .. çok hacimli olmamasından kelli kitaptan öyle büyük beklentilerim yoktu ..ama Jack London farkını tabii ki ortaya koydu hemde bana güzel bir de sürpriz yaparak.. ne miydi o sürpriz?

"SENELERDİR GÖRDÜĞÜM HELİKOPTERDEN DÜŞMELİ RÜYALARIMI YORUMLAYABİLDİM EN SONUNDA BU KİTAPLA =) "

az sabır ve sebat biliyorsunuz ki elzem kendi kritiklerim açısından .. önce kitap hakkında biraz ön bilgi verelim .. bir kez : darwin'in evrim teorisi gibi düşüncelerini ve savlarını "90larda kanal 6 öğle film kuşağında izlediğiniz o 3rd rate kung fu filmlerindeki cicoz çinlilerin kiremiti tek vuruşta kırdığı gibi def ediyor ve yok sayıyorsanız ya da annelerin küçük çocuğuna kaşığı uçak yapıp içine mühimmat diye ıspanak doldurduğu ikiliyi reddeden Bükem kız inadı miras kaldıysa size : senin fişini çektim arkadaşım !! geri kalanlar fındık fıstık bonibon kapın beri gelin =) ( bu arada kanal 6' daki öğlen yayınlanan karete film kuşağı efsanedir ..o tayfaya özenip karşıki okul inşaatından kiremit getirip sehpaların üstünde kırayım derken anadan babadan bi araba zopa yemeyen bizden değildir! kızlar için bir dahaki incelememde ayrı bi lüzumsuzluk bulacağım ...)

ben baştan uyarayım da sonra kan davasına evrilmeyelim vortexlerde .. evet ne diyorduk.. yazar bu kitapla milyonlarca ( o derece emin değilim ama bilimsel olsun şşş ;) ) yıl öncesine, ilk insanların dünyasına götürüyor bizleri.. özellikle bir "maymun " göndermesi yok insanlar için yalnız benimde bir sürpriz sonucu öğrendiğim gibi o ağaçtan düşmeli rüyaların (ben de helikopter versiyonu var bunların..hani tam düşerken uyandığınız o rüyalar... ), ağaçlarda yaşayan , yere düşüp ölmeyen ya da o sırada düşerken başka bir dala tutunup bir şekilde hayatta kalan ilk atalarımızdan bizlere RÜYALARIMIZ vasıtası ile miras kaldığı savından yola çıkıp, ara sıcaklar ikram ederek girizgahı yapıyor =) heuehee!! nasıl yandı dimi beynin ? =) neyse ki konu salt bu döngü üzerinden gelişmiyor ..kitap çok daha renkli ..acunun "SÖRVAYVIR" adasının kamerasız ve vahşi hayvanlar ile dolu olan bir versiyonu aslında.. rakipler ise daha gaddar ... oku ve ateş kullanımını çözmüş İLK PREMIUM CİN ALİLER - ATEŞ İNSANLARI!! daha uzatmaya gerek yok sanırım .. şehirlerarası yolculukta tv ye hiç film yokmuş gibi bülent ersoyun gençlik filmini koymaları üzerine su görmüş somalili çocuk edasıyla sarıldığım bu kitap sizi de üzmeyecek emin olabilirsiniz ..( e başka film izleyeydin demeyiniz ... terminatörü okan bayülgen seslendirince büyük ikramiyeyi bir rakamla kaçıran ayakkabı boyacısı hüznü doluyor ciğerine insanın..)
192 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Adem'den Önce'ye, biraz adından, biraz da okuduğum tek tük yorumlardan etkilenip beklentiyi yüksek tutmadan başladım. Sonra her şey çok hızlı ilerledi ve aynı gün, gecenin geç saatlerinde gözüm kapana kapana son sayfaya kadar ulaşabilmeyi başardım. Çünkü çok sevdim bu serüveni, yarına bırakmak istemedim.

Bu kitabın okuma listemde Kafka'nın Dönüşüm'ünden bir gün sonraya denk gelmesi hoş bir tesadüf oldu benim için. Art arda farklı zamanlarda geçen, farklı hayvanların bedeninde yaşayan iki muhteşem insan hikayesi okumuş oldum böylelikle... Gerçi ikincisine bir hayvan bedeninde yaşamak demek, çok doğru bir açıklama olmaz. Çünkü orada aslında ikinci bir benlik söz konusu... Ancak anlatımda insan bilinci devreye giriyor ve bir hayvanın gündelik yaşamını insan bilinciyle takip ediyoruz...

Adem'den Önce, yazıldığı dönemin de etkisiyle 'Darwin'ci bir bakış açısıyla kaleme alınmış. Aslında bu kitabı 'Evrim Teorisi'ne giriş' şeklinde de okumak mümkün... Yani günümüzde dahi evrim teorisini sadece 'maymundan gelmek' olarak algılayan zihinler için olayın detaylarını anlatmak açısından didaktik bir tarafı da var kitabın...

Satır aralarında ise çağımız insanına dair bazı taşlamalara denk gelmek mümkün. London, bu satırları taşlama yapmak için mi yazdı bilemiyorum ama en azından ben öyle algıladım diyebilirim. Örneğin 'ahali'nin, zalimlikte sınır tanımayan liderlerine karşı bir türlü organize olamayışı, ona bir arada karşı gelemeyişi, o devirde canlıların bu tip bir iletişim yeteneğine sahip olamamasına ve yaşamı sadece içgüdülerin yönlendirmesine bağlanıyor. Oysa aradan geçen yüz binlerce yılın ardından insan, her türlü iletişim olanağına sahip olmasına rağmen yine kendisini sömüren liderlere karşı organize olamıyor, olsa da harekete geçemiyor. Demek ki evrim, toplumsal cesaret konusunda hala yolunu tamamlayamamış:)

Kitapla ilgili aslında daha yazılabilecek çok detay var ama ben burada sonlandıracağım... Hikayenin bundan sonrası, ormanın derinliklerinde sizi bekliyor... Keyifli okumalar...
160 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
"Sizin, benim, hepimizin iyi bildiği boşluğa yuvarlanma düşlerinin hiçbirinde yere çarpmayız. Çünkü, yere çarpmak yok olmak demektir. Ağaçlarda yaşayan atalarımızdan yere çarpanlar hemen o anda ölmüşlerdir., Doğru, yükseklerden düşüşün yarattığı şok, beyin hücrelerine ulaşmıştır, ne var ki hemen öldükleri için oluşan molekülsel değişim kendilerinden sonraki kuşaklara ulaşmamıştır. Sizler ve ben yere çarpmamış olanların torunlarıyız; bu nedenle bizler gördüğümüz düşlerde boşluğa düşer, ancak yere çarpmayız." (kitaptan)

Peki bilgi birikimimiz sadece bu düşme hissi ile kalmasaydı? Yaptıkları her adımı hatırlayabilseydik nasıl olurdu?

Karakterimizin demesi gibi 'ilk defa yaban mersini görüyordum. Ama her gece rüyalarımda sarkıkkulak ile beraber çalılardan topladığımız yaban mersinin tadını biliyordum. Ağzıma götürmeden evvel tadının nasıl olacağını biliyordum ve haklıydım.'
Hayır kitap realkarne durumunu işlemiyor. Nitekim rüyasındaki atası hiçbir şey bilmezken karakterimiz rüyalarının bilincinde olduğu zaman o ve atası iki farklı birey olarak izler durumları.
2 güzel geceye sığan, keyifli bir kitaptı. Benden 10/10 puan aldı.
192 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Alışılagelmiş Jack London hikayelerinden çok farklı bir eser...İnsan oğlunun evrensel gelişim süreçlerinin alegorik anlatısı...Yazar varoluşu direk olmasa da alttan alta Darwinist temellere dayandırıyor.Mitolojiden,psikolojiden,sosyolojiden bizi mahrum bırakmayan bir eser...Yazarın yarattığı iki benlik yani modern insan ve ilkel insan olan Büyük Diş'in içsel savaşı.Bir benlik çatışmasının en canlı silueti...
Spoiler verip incelemeyi bozmak istemediğimden burada noktalıyorum.Okuyan herkese teşekkürler...
160 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
HERKESİN OKUMASI GEREKEN KİTAP!

Bu aralar nedendir bilinmez art arda Jack London'ın kitaplarını okudum ve şaşırtıcı bir şekilde okuduğum 3 kitabına da 10 puan verdim. Bi' yazardan beklemediğim kadar iyi bir sonuç.
Eeeee Jack London olmak bunu gerektirir :D

İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=DXiXlRlR7_g

Bundan 1 yıl önce çok sevdiğim bi' arkadaşımla oturuyorduk ve tabii ki de o masada kitaplardan konuşmamak olmazdı. Ve konu Jack London'a geldi ve ben de bildiklerimi anlattım. Sonra da arkadaşım çok ilginç bir şey söyledi: "Adem'den Önce kitabını okusana çok ilginç!"
Nasıl ya? Jack London'ın öyle bir kitabı mı var diye tepki verdim direkt.
Sonra açtım baktım cidden varmış :D

Hikayesini anlattı ve ilgimi çekti. Okuma listeme ekledim ve tam 1 yıl sonra kitabı okudum. Peki kitap neyi anlatıyor ve neden HERKESİN OKUMASI GEREKEN KİTAP diyorum?

Jack London'ı Martin Eden adlı kitabını okuyanlar baya iyi tanır. Yazar olmak için ne kadar çaba gösterdiğini, ne kadar çok kitap okuduğunu ve çoğumuzdan da iyi bir kitap kurdu olduğunu...
Jack London bu kitap okumalarının arasında bir yerde Evrime odaklanıyor, onu araştırıp benimsiyor. Tabii bilim çoğu zamana aşırı sıkıcı olduğundan da evrim konusunu biraz eğlenceli bi hale getireyim diye düşünmüş ama orada ki "biraz" kelimesi eksik kalır. Kitap AŞIRI EĞLENCELİ!

Amerika'da yaşayan küçük bi' çocuğumuz var ve bu çocuk geceleri rüyalarında kendisinden yüzyıllar önce yaşamış atasını görüyor. Onun gözünden görüyor, onun yaşadıklarını yaşıyor. Bizlere de o atasının doğumundan sonra yaşadıklarını hatırladıkları kadarıyla tek tek anlatıyor. Peki eğlence bunun neresinde?

Eğlence her kısmında! Yani bu çocuğun atası ki ismi Koca Diş 3 farklı türle beraber yaşıyor. Kendisinin de dahil olduğu "Halk" ki bunlar mağaralarda ve ağaçlarda yaşıyorlar.
Daha kıllı ve yabani olan Ağaç İnsanları ise ağaçlarda yaşıyor.
Daha medeni ve daha az kıllı olan Ateş Yakanlar ise mağaralarda yaşayıp ateşi kullanmayı öğrenmişler.

Ve biz bu kitapta bu 3 türün birbirleri ile etkileşimlerini, neler yaptıklarını ve en güzel kısmı da bu, keşifleri nasıl yaptıklarını, yeni bir teknolojiyi nasıl bulduklarını okuyoruz. Ki kitap o kadar eğlenceli olmasının yanında bizlere bilgi de katıyor.
GEL DE OKUMA BU KİTABI :D

Kıssadan hisse, yazarımız London efsane bir kitap yazmış. Evrimle ilgili bir kitap ama herkesin okuması gerektiğini düşündüğüm bir kitap. Anlattıklarıyla aynı fikirde olmayabilirsiniz ama okumazsanız da eğlenceli bir kitabı kaçırmış olursunuz.

Okumak isteyen herkese şimdiden keyifli okumalar dilerim :)
144 syf.
·2 günde·5/10
Daha çok Martin Eden,Vahşetin Çağrısı ve Beyaz Diş kitaplarıyla tanılan Jack London kitabı diğer kitaplarından ayrı olarak Darwinizim alt yapıyla yazılmış kitabıdır. London'ın insan'dan önce ki yaşamı anlattığı kitabı insan-maymun arası atalarından birinin hayatını yaşayan bir adamın ağzından kaleme aldığı roman okuyucuyu zaman yolculuğuna çıkarırken bir yandan da okuyucuyu London bu kitabı ne düşünceyle yazdı diye meraka düşürüyor.
150 syf.
·8 günde·8/10
Jack London, bu defa farklı bir anlatı ile karşımdaydı. Okuduğum kitapları itibari ile daha çok köpek veya kurt kahramanları tercih ediyordu London fakat maymun (sonrasında insana evirilecek olan bir maymun) ana karakteri hiç olmamıştı. Evvelki kitaplarında kurt veya köpek, bir yavru olarak anlatıya girer türlü zorluklarla güçlenirdi ve bu esnada onun iç dünyasının seslerini duyardık. Bir insan gibi düşünür, hissederdi ve bizler de bir insan olarak ziyadesiyle empati yapardık, böylelikle o hayvanları belki de daha iyi anlardık veya anladığımızı düşünürdük ama burada durum biraz daha enteresan. Ana karakterimiz ilkel bir canlı olmasına rağmen kendisinden binlerce yıl sonra yaşayacak olan akrabasının düşünce dünyası ile anlatımı veriliyor. Şöyle düşünülebilir; bir birey var yirminci yüzyılın gelişmişliğine ve aklına sahip fakat ilkel bir hayvan bedenine hapsolmuş gibi.

Kitapta olayların, normalden biraz farklı ilerlediğini ifade etmiştim nitekim anlatı, bir insanın ırksal anılarına dayanmakta. Evet gerçekten de çok ilginç zira bir arkadaş çıkıyor ve bizlere kim inanır kim inanmaz tutar mı tutmaz mı demeden başlıyor anlatmaya. Ben diyor bir hilkat garibesiyim yani doğuştan gelen özelliklerim var ve tuhafım. Binlerce yıl önce yaşamış olan atalarımın anılarını rüyalarımda görebiliyorum diyor... Bu ırksal anılarım ağaçların doruklarında yaşayan atalarımdan geldi öyle ki kimi zaman size de olur bu durum, rüyalarınızda bir boşluğa düştüğünüzü görürsünüz fakat asla yere düşme gerçekleşmez işte bu rüyalar ırksal anıların bilinçaltına yansımasıdır çünkü doruklarda yaşayan atalarım hep düşme korkusu ile yaşadılar hoş, yere düşenlerde zaten ölüp gittiler bu nedenle yere çarpma eylemi rüyalarımıza yansımaz çünkü bizler hayatta kalanların soyundan geliyoruz der.

Bana fazlasıyla ilginç ve bir bakıma mantıklı gelen bir düşünceydi ama buna kendimi inandırabilir miyim bilmiyorum bu bir soru işareti bende. Ağaçların doruklarında yaşayan, sonrasında mağaraları keşfeden bir maymun topluluğunu okuyoruz. En büyük özellikleri öğrenen bir tür olmaları, çok çabuk öğreniyorlar ve genellikle bu öğrenme deneyimleyerek öğrenme modeliyle ya da taklit yoluyla oluyor denebilir. Ateş, canlarını acıttığında onlardan korkuyorlar örneğin ya da birbirlerini gözlemliyorlar.

Daha öncesinden Jack London okumuş bir kitapseverseniz bilirsiniz ki, onun kitaplarının serüveni ve aksiyonu bol olur. Üstüne bir de kahramanımız ormandaysa sayfaların ardı arkası kesilmez. Bu kitap da yine aksiyon doluydu ve merak güdüsü had safhadayken kitap bitiverdi. Aksiyonun yanı sıra bu canlıların bir düzen oluşturmaya çalışmaları fakat bunu akıl edemeyecek derecede ilkel bir topluluk olmaları fazlasıyla ilginç geliyor. Öğreniyorlar, gelişiyorlar fakat hala binlerce yıla ihtiyaçları olduğunu hissedebiliyoruz.

Tüm bunların dışında günümüz insanına yönelik tespitler ve mesajlar da vardı. Bu tespitlerden birisi ile bitirelim;

“Kurnazlığımız ve korkaklığımız, hem de aşırı korkaklığımız nedeniyle genç dünyanın o saldırgan, o korkunç tehlikelerle dolu ortamında yaşamımızı sürdürebiliyorduk.”
192 syf.
·3 günde·9/10
Jack amca'ya bir kez daha hayran oldum bu kitabıyla. Bu kitabı yazarken ki düşünceleri çok merak ediyorum. Öbür tarafta tanışmak istediğim kişiler arasında birkaç basamak daha ilerledi kendisi. :D Gelelim kitaba, genel olarak dil bakımından sade ve açık, kurgu olarak doyurucu ve sürükleyici, konu olarak da neandertal insanlarının olduğu çağı(Gerçi ana karakter daha ilkel ama kitapta geçen birkaç olaydan o çağa düşünerek yazdığını düşünüyorum.), yazarın çağlarında yaşayan ana karakterin rüyalar ile neandertal'den daha ilkel bir atanın yaşamını tecrübe etmesidir. İlkel yaşamı öyle bir tasvir etmiş ki Jack amca sanki o çağda yaşıyormuş hissi uyandırıyor. Bazı içgüdülerimizi kalıtıma çok güzel bağlaması ayrıca hoşuma gitti. Kitabı çok beğenmeme rağmen birkaç mantık hatasını olduğunu düşündüğüm kısım bulunuyor. Her ne kadar zevk kaçıran(spoiler) vermemeye çalışacak olsam da okumayanlar için bundan sonrasını okumamasını tavsiye ederim. Öncelikle birkaç olayda gerçekleşse ben şimdi olmazdım çok mantıksız geldi. Jack amcayla en çok bu kısmı konuşmak isterdim. Bazı aletleri çok ileri götürmüş bence. Bir kabileyi de fazla organize hale getirdiğini düşünüyorum.
152 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Jack LONDON'un lik okuduğum ve çok sevdiğim romanıdır.Eminim ki diğer romanlarını 'da en kısa zaman içinde okuyacağım .
Kitabın konusu https://tr.wikipedia.org/wiki/Charles_Darwin araştırmalrındanda esinlenmiş olup bir yandan da https://evrimagaci.org/...eniden-kazaniyor-401 atavizmi anlatan poleotik çağda ağaç tepelerinde yaşamaya başlamış ve mağra yaşamına uzanan pirimat atasından miras kalan molekülsel değişimlerle sonraki kuşakların beyin hücrelerine aktarılan kısacası ırksal anıları hatırlayan bir kişinin rüyalarını anlatıyor .Pirimat atası olan koca dişin cocukluğunda üvey babası tarafından evden kavulmasıyla ağaçtan inip mağralarda daha toplu yaşayan kendi türdaşlarının yanında sığınıması ile başlayan serüveni yakın arkadaşı olan sarkık kulakla yaşadığı maceraları aşık olması kendilerinden ileri olan ateş , ok ve yay kullanan ateş adamlarla tanışmasını o zaman'ki ırklar arası verilen savaşı kollektif yaşamı birlikte harket etmelerini anlatan kısa amaokurken sıkılmayacağınız bir eser.
Herkese keyifli okumalar
160 syf.
·1 günde·7/10
Dünya o kadar kirlenmiş ki hem maddi, hem manevi olarak, artık yaşanacak ve sevilebilecek bir yanı var mı, tereddüt ediyorum. Doğa Ana var bir yeşil ve güzel olan, ama onu da kirletiyor insanlar. Sadece kirletmekle kalmıyor, yakıyor, kesiyor, biçiyorlar. Bir düzenin olduğunu ve o düzeni bozmamak gerektiğini anlamıyorlar; sadece kirletiyorlar. Keşke bilinçlenseler fakat ''insan'' bu, bilinçlenir mi? Küresel ısınma, orman yangınları, kirli gaz salınımı... hepsini insanlar yapıyor; insanlar kendi kendilerine sıkıyorlar. Çünkü onlar düşünmüyorlar artık, aynı rüyamda gördüğüm ilkel zamanlardaki yarı-insan, yarı-maymunlar gibi. Ama en azından onlar nelere zarar verdiklerinin bilinçlerindeydiler, anlıyorlardı; fakat zamane insanları neyi kirlettiklerinin farkında bile değiller, umursamıyorlar. Halbuki rüyamda gördüğüm ilkel zaman insanları bile bunun bilincindeydiler. Ateş İnsanları neyi yaktıkların biliyor, Ağaç İnsanları ve bizler de nelere zarar verdiklerimizi biliyorduk. Bu modern zamanda umursamazlık, bencillik ve aptallık hakim -kusura bakmayın ama, bu düpedüz aptallık-. O çağda bile böyle aptallıklar, böyle umursamazlıklar yoktu. Bize altın tepside sunulmuş muhteşem şeyleri, muhteşem yiyeceklerin o zaman bile değerini biliyorduk. Sarkıkkulak ile dolaşıyor ve oyunlar oynuyorduk. Çünkü bunun bile bir lütuf olduğunu biliyorduk. Bazı şeylere zarar veriyorduk, evet, ama biz yarı-barbarların uygarlığıydık, ''uygarlığın barbarları'' değil.

Ayrıca bu dünyada her şey yapmacık. İnsanların davranışları yapmacık, gülüşleri yapmacık, duyguları yapmacık, konuşmaları yapmacık... Herkes maske takıyor, kimse kendi yüzünü göstermiyor ki! O karanlık arzulara boyun eğmiş ruhun derinliklerini çoğu insan kendine bile göstermiyor. Ne bir şeyden memnun oluyorlar, ne başarıyı alkışlıyorlar, ne emeğin hakkını veriyorlar, ne de tebrik ediyorlar. Her şey maddiyat olmuş, paraya tapıyorlar:
''Günümüzde insanlar her şeyin fiyatını biliyorlarsa da hiçbir şeyin değerini bilmiyorlar.''
- Oscar Wilde, Dorian Gray'in Portresi
Eski zamanlarda bir olay olmuş, bilmem bilir misiniz? Bir adam ''sizin taptığınız şey benim ayağımın altında,'' demiş. Tabii ''insan''lar da onu hemen öldürmüşler. Aradan zaman geçmiş ve Yavuz Sultan Selim orayı fethedince adamın sözü söylediği yeri kazmış ve içinden bir sürü altın para çıkmış. İşte, hem sorgulamayıp ve düşünmeden karar vermenin, hem de insanlara gerçekleri dikte etmeye çalışmanın trajedisi. Bu dünyada iyi niyet bile sömürülüyor, bu dünyada iyi ve temiz bir insan bile ''budala'' olarak sınıflandırılıyor, bu dünyada doğrular bile belalı oluyor, bu dünyada gerçekleri söylemenin cezası ölüm oluyor, bu kirli dünyada her nitelik bir kusura dönüşüyor:
''Her nitelik bir kusura dönüşür; tutumluluk cimriliğe varabilir, cömertlik müsriflikle yan yanadır; yiğitlik kabadayılığın bir adım ötesindedir; çok dindar olduğunu söyleyen yalancı sofudur...'
- Victor Hugo, Sefiller

İşte bu kirli dünyadan bazen ayrılıyordum neyse ki. Bu da biraz beni rahatlatıyordu. Sarkıkkulak ile dolaşıyor, maceralara atılıyor, Kızılgöz ile sataşıyorduk. Ama o dünyada olmanın ayrı bir zevki vardı: Kimse yapmacık değildi. Hiçbir şey kendi renginden farklı bir renge girmek istemiyordu, her şey olduğu gibi, her şey olduğu gibiydi. Kimse zorla gülmeye çalışmıyor, kimse paraya tapmıyor, kimse çıkar için bir şey yapmıyordu. Her şey saf ve masumdu, sadece biraz vahşiydik, o kadar. İstediğim yere gidiyor, istediğim sudan içiyordum. Orada mutluydum. Her ne kadar, ateş icat edilmemişse, kışın soğuktan donuyorduysak bile, ''vahşi insan''lar vardıysa bile, mutluydum. Hayat sadece ''medeni'' olmakta mı yatıyor? Medeni olmayı yanlış mı anladık? Biz mi medeniyiz, yoksa 760 bin yıl önce yaşamış olan (yaşamış varsayıyorum) onlar mı?
Biliyor musunuz 760 bin yıl öncesi ile bugünün aynı olduğu nokta ne? Tabii ki insanların düşünmemesi. İnsanlar en önemli özellikleini, düşünceyi o zaman da kullanmıyorlardı, şimdi de kullanmıyorlar. Peki, sorarım size: İnsanlar en önemli özelliklerini kullanamıyorlarsa, o zamandan ne farkımız kalıyor? Sadece şu an giysi giyiyoruz ve daha ''medeni''yiz. Bazı noktalarda daha da geriye gidiyoruz: Manevi ve maddi (doğa kirliliği, paraya çok önem verme, fazlaca haz üşkünlüğü vs.) konularda. Fakat o zamanlarda bile zamane ''insan''larının türemelerine öncülük edecek varlıklar vardı ve o zaman da insanlar sadece çıkar uğruna, boşuna savaşıyorlardı.
''...Kızılgöz'ü insanoğlunun habercisi olarak görüyorum çünkü sadece insan türünün erkeği karısını öldürür.''
(s. 101)
Şu anki düğünlerde smokin giyen, iş yerine takım elbise ile giden, patronlarına yağcılık yapan, Doğa Ana'yı kirleten o ''güzel ve bakımlı'' varlıklar mı daha ''insan'', yoksa çıplak, kıllı, vahşi ama bir o kadar da çıkar gütmeyen, hayatın farkında olmayan fakat bir o kadar da farkında olan, doğayı bilerek kirletmeyen, halkına kirli bir düzen kurmayan, masum, saf ve ilkel olan varlıklar mı daha insan?

Faydam dokunduysa ne mutlu bana, keyifli ve verimli okumalar.
160 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Öncelikle yazarın zekasına, kurgusuna, hayal gücüne bir kez daha hayran kalmakla birlikte çevirmenine de hayran kaldığımı söylemem gerek. Henüz ilk sayfadan arkadaki bilgilendirmeye yönlendirme var ki kitabı daha da anlayarak okumanıza vesile oluyor.
*
Kahramanımız Kocadiş. Kitabın adından da anlaşılacağı üzere olaylar Adem'den Önce bir dönemde geçiyor. Kocadiş rüyalarda başına gelen felaketleri anlatıyor ama hepsinin sonunda karnına ağrılar girene kadar gülüyor. Farklı farklı mesajlar aldım ben bu kitaptan, kısmen de kendi hayat felsefemi okudum. Ayrıca hayatın sunduğu beklenmedik zorluklar karşısında neler yapılabileceğini de çok güzel anlatıyor. Çok acımasız ve bir o kadar bizden mesajları var kitabın. Sizden olmayanı hor görmek, yok etmek gibi... Hangi çağda ve şartta yaşarsanız yaşayın altta kalanın canı çıkıyor. Hayatta kalmak için güçlü olmak, her zorluğa hazırlıklı olmak, her koşula uyum sağlamak zorundasınız.
*
Bir mesaj da kadına şiddetle ilgili. İnsan öncesi bir canlıdan bahsediyor ve onu insanoğlunun habercisi olarak görüyor çünkü sadece insan türünün erkeği dişisini öldürür diyor. Bu adamın kitaplarından etkilenmemek, kendi adınıza pay çıkarmamak mümkün değil. Fakat sonu pek de beklediğim gibi olmadı hatta nasıl bittiğini bile anlamadım, ee bitti mi?, dedim. Ama bitti.🤷‍️ Kitapla kalın.
"Kızıl Gözün son karısını döve döve öldürmesi bu kış olmuştu.Ona atacı diyordum ama bu işte atacılıktan daha beterdi çünkü daha düşük hayvanların erkekleri bile eşlerine kötü davranıp onları öldürmez."
Jack London
Sayfa 96 - Maviçatı Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ademden Önce
Baskı tarihi:
Haziran 2018
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052223109
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bordo Siyah Yayınları
Jack London az rastlanır anlatı yeteneğiyle kendisini ilgilendiren birçok farklı alanda eser verdi. Ademden Önce, ilk insanın çarpıcı öyküsüyle, genetik kodlanmayı, rüyaları ve ilkel yaşamı keşfe çıkan bir roman. Oldukça sert çizilen karakterler ve sürükleyici dramatik yapı, okura büyük bir okuma zevki ve düşünme vesilesi vaat ediyor.

Kitabı okuyanlar 5,1bin okur

  • Özge Tekin
  • Buse
  • İremsu Demir
  • Merve Erdemir Topşir
  • sakız
  • Diyar Aydın
  • kf lm
  • Ferhat Coşkun
  • Tülay Şahin
  • Serhat Yıldırım

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.2 (4)
9
%0.2 (3)
8
%0.5 (9)
7
%0.4 (7)
6
%0.1 (1)
5
%0.1 (1)
4
%0
3
%0.1 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları