Sana isyan ediyorum, onlara değil. Suçlu olan sensin, cellatların değil. Milyonlarca âlemin efendisisin ama yine de ne yapman gerektiğini bilmiyor musun? Nasıl da kudretsizsin kudretinde! Milyarlarca şeyle uğraşıyor, detaylarda mı yanılıyorsun? Ne biçim Tanrısın sen! Zulmün kavrayışımızın ötesinde bir bilgelik mi? o vakit bizleri nasıl da kusurlu yaratmışsın! Şayet ıstırap çekmemiz gerekiyorsa neden hepimiz eşitçe çekmiyoruz? Madem bereketin herkese yetmeyecek, en azından adil dağıt! Ben bir günahkârım - doğru olanı yapmak istedim !
Ülkemin yasalarına boyun eğdim ben, çünkü benimkinden çok daha büyük bir akıldan çıktıklarına ve dünyayı yaratan Tanrı adına, yüksek bir adalete hizmet ettiklerine inandım.
(s.97) -> Kitabın
Joseph Roth, hayatını okuduğumda etkilendiğim yazarlar arasında yer alıyor. Daha eserleriyle tanışmadan kalbe dokunacağını anlıyorsunuz. Daha fazla okuyucu tarafından keşfedilip okunmayı hak ediyor.
İsyan, okuduğum ilk eseri, yaşadığı dönemi tüm gerçekçiliği ile eserine yansıtmış. Eminim diğer eserleri de böyledir.
Andreas Pum, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra bir bacağını kaybetmiş ve tek varlığı olan laternasını çalarak geçimini sağlamaya çalışan bir karakter. Savaşa karşı, umutsuz bir karakter yerine savaşı destekleyen ve her şeye rağmen umudu olan, mutlu bir adam. Devlet ve toplum tarafından saygı ve takdir beklerken yaşadığı bir olay hayatını altüst ediyor ve Andreas'ı büyük bir isyana sürüklüyor. Onun isyanı ne devlete ne de sisteme, yalnızca tanrıya isyan ediyor. Yaşamı boyunca dindar, tanrıya inanan ve kâfirlerden nefret eden bir adamın yaşadığı adaletsizlik sonucu tanrıya küskünlüğünü okuyoruz. Savaş, yaşam mücadelesi, adaletsizlik, yoksulluk gibi konuların işlendiği ve gerçekleri yüzünüze tokat gibi çarpan bir eser. Andreas, yaşadığı dönem ve sıkıntılar konusunda birçok eser karakteriyle ortak ama düşünceleri ve kişiliğiyle benim için farklı bir yere sahip oldu. İsyan, çok sevdiğim kitaplar arasında yerini aldı. Yazarın diğer kitaplarını da zamanla okumayı planlıyorum.
Ayrıca kitabın kapağında Vincent Van Gogh'un "Armand Roulin" isimli sanat eseri yer alıyor. Çok çarpıcı ve Andreas karakteriyle bağdaştırdığım bir eser.
Keyifli okumalar diliyorum. :)
Çevirisi çok iyi yapılmış. Hayatın içinden yürek burkan bir roman. Andreas Pum’un hayata, kendine ve tanrıya isyanı hüzünlü bir şekilde anlatılmış. Bazı bölümlerde kendim yaşamış gibi okudum.
Kitabın adı her ne kadar işçi sınıfının kapitalist güçler karşısındaki isyanını akla getirse de buradaki isyan toplumsal değil, tamamıyla bireyseldir. Zaten roman büyük ölçüde birey odaklı. Yazarın
“Dünyanın düzeni böyleydi işte, insan ancak ödeyebildiği şeyin keyfini sürebilirdi.”
#isyan Birinci Dünya Savaşı’ndan bacağının birini kaybederek dönmüş ve devletine, madalyasına, adalete, hayata son derece güvenen ve umut dolu bir karakter. Yaşadıklarına rağmen sosyal yaşama ayak uydurmaya çalışan, haksız kazanç elde etmemek için çalışma belgesi alan mutlu bir insan Andreas Pum. Ki bir gün gelir haksızlığa uğrar ve tüm şansı, yaşamı tersine döner. Çaresizlik, umutsuzluk ve adaletsizlik?
“Hiçbir suçumuz olmadan uçuruma yuvarlanırız, aradaki bağı bile çözemeden..”
Toplum ve sistem eleştirisi üzerine, hâlâ güncelliğini koruyan müthiş bir roman. Kitabın zirvesinin aslında sonu olduğunu söyleyen ve çevirmenliğini @anilalacaoglu nun yaptığı yine etkilendiğim ve uzun süre unutamayacağım bir kitap ve karakter oldu Andreas Pum. Bir de #stefanzweig in yakın arkadaşıymış #josephroth
Birinci dünya savaşı sonrası Viyana’sında alelade bir karakter Andreas Pum, birey devlet içindir görüşünün mükemmel bir örneği. Zor yaşam koşullarına rağmen karın tokluğuna sistem savunucusu. Nasıl da tanıdık. Ne var ki sistem çarklarında en çok da bu kişiler öğütülür. Roth Andreas karakteri üzerinden savaş sonrası ortamı, yıkımı, ırkçılığı, sosyal adaletsizliği vesaire yazmış üstelik müthiş bir sonla.
Roth’un anlatımını seviyorum, birey üzerinden toplumsal eleştiriyi olaylar ile net ifadelerle veriyor ve anlamsal açıdan yoğun olan kurgusu oldukça akıcı.
#josephroth Nazilerin yasaklı yazarlarından, lakabı Kızıl ve #stefanzweig ın yakın arkadaşı. Ayrıca bir çok okurun seveceği bir yazar, bizde bu kadar az okunması üzücü.
Ve çeviri:)) Roth’u @anilalacaoglu çevirisinden okumak tabii ki benim için ayrı bir mutluluktu :)
Bazı kitapları küçük ama dev kitap diye adlandırmakta sıkıntı görmüyorum. Hacim olarak küçük olsalar da anlattıkları hikâye devasadır. Mesela Fareler ve İnsanlar . Ya da Satranç gibi. İnce kitaplar olmalarına
İsyan - Josep Roth
İsyan'ı okumaya başlamadan önce arka kapak yazısından ötürü klasik bir savaş karşıtı roman okuyacağımı sanmıştım. Kahraman, I. Dünya Savaşı'nda tek bacağını kaybeder ve savaşın gereksizliğini savunur ve döndüğünde de hayata tutunamaz gibi. Evet, kahramanımız Andreas savaşta tek bacağını kaybeder ve evine döner. Fakat savaşın gereksiz olduğunu düşünenlere kızar. Gayet umut doludur. Geleceğe dair planları vardır. Lakin yaşadığı çok basit bir olay onun tüm düşüncelerini ve hayatını alt üst eder. Artık hırsızlar, suçlular, 'kafirler' onun gizli müttefikleri olmuşlardır. İnkar bile edemediği Tanrı'ya isyanı bu şekilde ilerler. İsyanı sadece Tanrı'ya değildir elbet.
Genç yaşta yaşlanan, 70 yaşında bir fiziğe bürünen Andreas karakteri yıkım edebiyatı içerisinde unutamayacağım karakterlerden biri oldu. Savaş anından beri nefretle dönen çoğu askerin aksine onun umudunun sonu da hazindir.
Savaşa, sisteme, topluma dair eleştirileriyle düşündüren ve sanırım yüzyıllar geçse de insanoğlu hayatta kaldığı sürece güncelliğini koruyacak bir kitap.
Josep Roth'tan okuduğum ilk kitap ve son olmayacak. Önce Radetzky Marşı'nı okurum diye düşünüyordum ama öyle olmadı. @anilalacaoglu çevirisi ile "zamansız bir anlatı" okumanın şansına eriştim.
Kapakta da Van Gogh' un Armand Roulin'in Portresi isimli tablosu Utku Lomlu tasarımı ile yer alıyor. Tavsiyemdir.
Ulu önderimiz Atatürk ve onun yanında cesaretle mücadeleye devam eden atalarımızın bizlere miras bıraktığı cumhuriyetimizin 100. yılı hepimize kutlu olsun.
Tam da böyle bir günde Roth’un İsyan’ını okumam tesadüf müdür bilemem ama çoğu zaman kendimi hikayenin kahramanı Andreas gibi hissettiğimi açık yüreklilikle söyleyebilirim.
Ülkesi için savaşmış, bir bacağını kaybetmiş, madalya ve laterna lisansı alıp geçimini de bu lisansla sağlayan Andreas’ın yolu dolgun kalçalı, iri göğüslü hanımefendi ile kesişiyor. Bu yol kesişimini hayatın bir lütfu olarak gören Andreas’ın acıları aslında tam o an başlıyor.
Devlete isyan edip sözde “zorluk çıkaranları” “KAFİR” olarak gören, dinine ve devletine bağlı, sakin bir kişiliği olan Andreas, bir gün uzun bir aranın ardından tramvay ile seyahat edecekken sekterini taciz ettiği için başı dertte olan üst sınıf bir beyefendi ile kavgaya tutuşuyor. Bu kavganın ardından Andreas 6 hafta hapiste yatıyor.
Hapisten çıktıktan sonra eşini, işini ve evini kaybetmiş bir adam olarak hayatına devam etmeye çalışırken arkadaşı Willi ona destek oluyor.
Tüm bu süreçlerin ardından Andreas bir isyancıya dönüşüyor. Kafir olarak adlandırdığı kişilerden birisi olduğunu kendine itiraf ediyor. Son sayfada yazılan tiradı ise efsanevi bir kapanış sunuyor. Ve hayata gözlerini yumuyor Andreas.
Joseph Roth, Avusturya-Macaristan Monarşisine bağlı ve nüfusunun ağırlığı Yahudi olan Galiçya'da Lemberg yakınlarındaki Brody kasabasında doğdu.
Viyana ve Lemberg'de edebiyat ve felsefe öğrenimi gördü.
I. Dünya Savaşı'na katıldı. Avusturya-Macaristan'ın çöküşü Roth'un hayatında belirleyici bir rol oynadı.
1918 yılından itibaren Viyana'da, sonra Berlin'de muhabirlik yaptı. Neue Berliner Zeitung, Berliner Börsen-Courier Frankfurter Zeitung gibi gazetelerde çalıştı. 1928'de karısı şizofreniye yakalandı ve hem maddi hem psikolojik bir kriz yaşadı.
Joseph Roth, önce Viyana'ya gitti, sonra bütün Avrupa'yı dolaştı. 1933 yılında Fransa'ya yerleşti. 1936-1938 arasında yine yazar olan Irmgard Keun ile birlikte yaşadı. 1939'da Paris'te yoksulluk ve borç içinde öldü.
Mezarı Güney Fransa'da Delirium Tremens'dedir.