"Ayakkabı icat edilmeden önce insan da tıpkı diğer birçok canlı gibi toprağa çıplak ayakla basardı. Toprakla arasındaki mesafe sıfırdı. Birdi, bütündü toprakla. Diğer canlılarla eşit mertebedeydi ve toprakla olan bu teması sayesinde hepsiyle temas kurmuş sayılırdı, hepsi de onunla. Ama ne zaman ayakkabıyı icat etti, işte o an toprakla teması kesildi, diğer tüm canlılarla da. Ayakkabı sayesinde bir santim bile olsa toprağın üstündeydi artık, diğer tüm canlıların da. İnsan denilen varlık, dünyaya artık bir santim yukarıdan bakıyordu. İşte bu bir santimlik fark, zamanla kendimizi Tanrı gibi görmemize yol açtı; her şeye kadir, her şeye muktedir, her şeyin sahibi. İstediği her şeyi planlayıp yapabilen güçlü, özgüvenli, kudretli Tanrı. Yapabildi mi?
Nah yapabildi!"
"Üniversitedeyken bir hocamız hep şöyle derdi: 'Gazetecilik fakültede öğrenilmez. Burada sadece gazeteciliğin nasıl öğrenileceğini öğretiriz, gerisi sahada çalışırken sizin yeteneğinize kalmış.' Zaten bu memlekette herkes her şeyi bildiğini zanneder. Eminim gazeteciliği de en iyi siz biliyorsunuzdur!"
"...Çelkaş, "Ee..." dedi. "Demek köye gideceksin şimdi? Evlenecek, toprağı ekip biçmeye başlayacaksın. Karın, bir sürü çocuk doğuracak, nasıl besleyeceğini şaşıracaksın. Bütün bunlar için uğraşmaya değer mi?.. Ha, söyle bakayım? Ne zevk var bunda?"..."
"176- Açlıktan ölmek üzere olan iki insan açlıktan ölmek üzere olan bir insandan iki kat daha aç değildir. Ama iki alçak, bir alçaktan on kat daha zararlı olabilir."