Uğultulu Tepeler çoğu zaman tutkulu bir aşk ya da yıkıcı bir intikam hikâyesi olarak anılır. Oysa roman, bundan çok daha fazlasını; insanın potansiyelinin hangi koşullarda neye dönüştüğünü sorgulayan derin bir ahlâk metni olarak okunmayı hak eder. Roman, karakterlerini iyi ve kötü etiketleriyle rahatça yerleştirmemize izin vermez; aksine, insanın çevresiyle, karşılaştıklarıyla ve verdiği kararlarla nasıl biçimlendiğini gösterir.
Korunmuş İyilik ve Hayatla İlk Çarpışma: Küçük Cathy
Küçük Cathy, Thrushcross Grange’ın korunaklı dünyasında, “küçük hanım” diye hitap edilerek, hayatın sert yüzüyle temas etmeden büyütülür. Bu masumiyet gerçeklikle sınanmamıştır; iyilik vardır ama tecrübe yoktur. Roman, hayatla temas etmemiş bu tür bir iyiliğin ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne serer. Cathy’nin Heathcliff dünyasıyla karşılaşması, masumiyetin ilk büyük sınavıdır. Burada Brontë, kötülüğün karşısında saf kalmanın yetmediğini; iyiliğin, gerçekle temas ettiğinde olgunlaşması gerektiğini ima eder.
İyilik ve İrade Arasındaki Boşluk: Edgar Linton
Edgar Linton nazik ve incelikli bir adamdır; ancak roman boyunca görüldüğü üzere iyilik, iradeyle birleşmediğinde koruyucu olmaktan çıkar. Karısının Heathcliff’e olan bağını görmesine rağmen ilişkiyi yönetebilecek cesareti göstermez. Kızını kötülükten saklayarak koruduğunu sanır; oysa onu hayata hazırlamaz. Edgar’ın trajedisi, kötülüğe karşı durmaktan kaçınan iyiliğin, sonunda acziyet üretmesidir. Roman burada sert bir hakikati hatırlatır: Zulme karşı durmayan iyilik, çoğu zaman yıkımın önünü açar.
Kötülüğün Seçilmesi: Heathcliff
Heathcliff yaralanmış bir çocuk olarak romanın başına girer; fakat hikâye ilerledikçe bu yaralanmışlık, bilinçli ve süreklilik kazanan bir kötülüğe dönüşür. Sevgi, onu iyileştirmez; aksine sahip olma