Gemiler gelir yeni günün doğuşunda ve hiç biri bahsetmez sendeki güzelliğin esamesinden... Tıpkı eski komedi filmlerindeki sahneler gibi solgun, bir salyangoz ağırlığında geçer zamanın berisinde sanki ağlamaklı beklemektedirler birer görgü tanığı gibi. Hayat, insanın içerisinde olan ve yaşam insanın dışında vuku bulan, ikiside birer film misali, aynı ancak üslupta farklılık gösteren. Yelkovan devam ediyor koşuşturmasına, validenin içindeki korkudan gelen paranın naif gülümsemeleri, satar gereksiz palavralarını lafazan insanın... Havadan, sudan konuşur, bir mahkum misali mapushanede vakit geçirir, nedir hayat denen olgunun gizemi? Bir anlamı var mıdır? Ne yapıyon be?! diye sorarken bile, şişeyi vurur masaya, oynadığı kumarın nasıl, ne şekilde ona bir dönüşü olacağını bilmeden. Bir pagan ayininde kendini sunakta yatan kurban gibi görse de hayatı bir cellat olarak görmesi onu aklamaz...