Hülya Gençel

Hülya Gençel
@Bal_An_ne
Okudugumuz her satır insanın kendine açılan gizli bir kapısıdır. Ben o kapılardan geçmeyi, gördüklerimi paylaşmayı çok seviyorum…
Jung “neden böylesin” diye sormazdı. Onu ilgilendiren soru şuydu: “Neden buna tutunuyorsun?”. Yorgunluk, sertlik, “kimseye ihtiyacım yok” tavrı…çoğu zaman bilinç dışındaki gizli bir kazancın işaretidir. Bazen tanıdık acı, bilinmeyen iyiden daha güvenli gelir. Bu soru insanı suçlamaz; tam tersine, sorumluluğa davet eder. Uzm.Psk.İlkem KUTLU
Reklam
Gemileri yakmak deyimi, ünlü Emevi komutanı Tarık bin Ziyad'ın MS 711 yılında İspanya'yı fethetmek üzere Cebelitarık Boğazı'nı geçtikten sonra verdiği tarihi emirden gelmektedir. Ziyad karşısında kendinden kat kat büyük bir Vizigot ordusu ile karşılaşınca askerlerin korkup ürküp kaçmasını önlemek ve zafere olan inançlarını kesinleştirmek için, ordusunu kıyıya taşıyan tüm gemileri ateşe verdirmiştir. Sonra da “Artık kaçacak hiçbir yeriniz yok önünüzde düşman gibi deniz, arkanızda deniz gibi düşman var. Sizin için sadece sadakat ve sabır kalmıştır.” der. Bu askeri strateji sonucunda İslam ordusu geri dönüş yolunu tamamen kaybetmiş ve tek çare olarak savaşı kazanarak İspanya'yı fethetmiştir. Bu olaydan yola çıkarak günümüzde bir işi geri dönüşü imkânsız hale getirmek anlamında kullanırız bu deyimi. Dünya Tarihi- Haluk TATAR
Kanlı Mary olarak bilinen 1. Mary, 8. Henry’nin ilk eşi Catherine’den olan kızıdır. Onun hikayesi, çocukluk travmalarıyla şekillenmiş trajik bir intikam mücadelesidir. Babası Henry, Anne Boleyn ile evlenmek için annesini boşayıp Katolik Kilisesi'nden ayrıldığında, Mary "gayrimeşru" ilan edilmiş. Prenseslik unvanı elinden alınıp, yıllarca sarayda dışlanarak, annesinden koparılarak yaşamış. Henry ve ardından gelen erkek kardeşi Edward ölünce, Mary 1553’te büyük bir halk desteğiyle tahta çıkıp, İngiltere’nin taç giymiş ilk kraliçesi olmuş. Mary koyu bir Katolikti, kendi inancına dönmeyi reddeden yaklaşık 300 Protestanı kazıklara bağlatıp diri diri yaktırmış. "Kanlı Mary" lakabı, bu acımasız infazlar nedeniyle ona takılmış. İronik olan şudur ki, Mary’nin yakarak yok etmeye çalıştığı Protestanlık, ölümünden sonra yerine geçen üvey kardeşi I. Elizabeth döneminde İngiltere’nin kalıcı dini haline gelmiş.
Eski İngiltere kralı 8.Henry, ilk eşi Catherine’ den erkek çocuk sahibi olamayınca, sarayda metresi olan Anne Boleyn’e aşık oluyor. Anne Boleyn oldukça entelektüel ve dini açıdan çok reformist bir kadınmış. O dönemde Katolik Klisesi incil’ in sadece latince okunmasını savunurken; Anne, kutsal kitabın herkesin anlayabileceği bir dilde okunması gerektiğini savunan radikal fikirleri varmış. Henry’yi sadece boşanmaya değil, kilisenin yapısını değiştirmeye iten de Anne’in ona hediye ettiği "yasaklı kitaplar" mış. Özellikle William Tyndale’in kralların otoritesini savunan eserlerini Henry’ye okutarak, Papa’ ya başkaldırmasını sağlıyor. Henry, Catherine’den boşanmak için Papa’dan izin isteyip reddedilince, Katolik Kilisesi’yle bağlarını koparıp, kendini İngiltere Kilisesi’nin (Anglikanizm) başı ilan edip, Anne Boleyn ile evleniyor. Saraydaki diğer kadınların aksine, erkeklerle politika, felsefe ve teoloji tartışabilecek kadar donanımlı olması, geleneksel çevreler tarafından "cadı" ilan edilmesine neden oluyor. Büyük umutlarla evlendiği Anne de ona erkek varis veremiyor ama geleceğin kraliçesi I. Elizabeth’ i doğuruyor😊 Henry’e erkek varis veremedikçe sabrı tükeniyor ve gözü başka bir nedimeye kayıyor. Henry, Anne’den kurtulmak için ona ensest ilişki, zina ve vatana ihanet gibi asılsız suçlamalar yöneltip Anne Boleyn’ i idam ediyor……
Etimoloji Kelimelerin hikayelerini inceler; onların doğumunu, göçünü ve yeni ikametlerini takip eder. Bu heyecanlı ve öğretici bir iz sürüştür. Altay dağları’ nın sarp kayalıklarında doğan bir kelimenin bazen Sahra’ yı ve Pasifik’ i geçtiğine şahitlik eder, bazen bir Anadolu köylüsünün dilinde yaşamaya çalıştığını görürüz. Erhan İDİZ Kelimeler artık cümle içerisinde kullanılmadıklarından, vakur bir sessizlikle kaderlerini bekliyorlar…Globalleşen dünyanın, yeniden hiyerogliflere dönüşünün arifesinde, son bir suni teneffüs bizimkisi…Emoji devri yaklaşıyor.. Hayatlarımız kelimeleri şekillendiriyor. Gereksinim duymadığımız kelimeler ölüyor, gereksinim duyduğumuz yeni kelimler (emoji, caps ve gif’ ler) doğuyor. Fakat belki, henüz ölmeden evvel kelimeler de hayatımız şekillendirebilir mi? “Hemdem” kelimesini öğrendiğimizde bir insanın yaşadığı boşluk duygusu, o ana kadar tatmadığı bir özlemi yaratabilir mi? Bir ihtimal olsun, kelimeler de hayatımızın rotasını değiştirebilir mi? Arzularımızı, gayelerimizi, önceliklerimizi sorgulatabilir mi? Sanki böyle bir ihtimal var. Çünkü bazı kelimeler bugüne kadar kullanıldıkları tüm cümlelerden, tarif ettikleri tüm duygulardan, onları telaffuz eden tüm insanlardan bir şeyler biriktirmiş ve daha önceden hiç duymamış olsak da, unutmuş olsak da gönlümüzden derinliklerinde bir şeyleri sızlatıyor. Bu sızı bir umuttur! Banu ve Onur ERTUĞRUL
Reklam