“Sahiciliğinden hep gizli gizli şüphe duyduğu kindar bir kızgınlığın kendisini terk etmesinin ferahlığının bir arada, birbirine karışarak ortaya çıkması, her an rengini değiştiren bir bukalemunu yakalamaya çalışan bir çocuk gibi onu ürkütüp yormuştu…”
Etimoloji Kelimelerin hikayelerini inceler; onların doğumunu, göçünü ve yeni ikametlerini takip eder. Bu heyecanlı ve öğretici bir iz sürüştür. Altay dağları’ nın sarp kayalıklarında doğan bir kelimenin bazen Sahra’ yı ve Pasifik’ i geçtiğine şahitlik eder, bazen bir Anadolu köylüsünün dilinde yaşamaya çalıştığını görürüz.
Akıl, ikal ile aynı kökten gelir. İkal, deveyi kazığa bağlar. Yani akıl, bağlanmaktır. Zira yitip gitmeyi engeller. Akıl insanı neye bağlar, hakikate mi? Akıl ile Zekayı ayırt edebilmek için bakmamız gereken en iyi yer, kökleridir. Zira akıl kazığa bağlanmakken yine Arapçadan gelen zekanın kökünde keskin koku, parlayan ateş vardır. Biri bağlar, diğeri uçurur.
“Üzmek” kesmek, kırmak, koparmak demektir. Eski Türkçede üz kökünden gelir. Üzmek bir canlıya fiziksel zarar vermek olsa da zamanla duygusal hasar anlamında kullanılmıştır. Fakat değişen bir şey yok. Hala birini üzdüğünüzde ondan bir parça koparmış oluyorsunuz.