Hülya Gençel

Hülya Gençel
@Bal_An_ne
Okudugumuz her satır insanın kendine açılan gizli bir kapısıdır. Ben o kapılardan geçmeyi, gördüklerimi paylaşmayı çok seviyorum…
"Maden, kendiliğinden ayar kabul etmez. İnsan da böyledir. Salah, iyilik, Hakk'ın bize lütufla bakışı sayesinde olur. Saat de böyledir. " Nuri Efendi'de saat sevgisi bir nevi ahlaktı: "Bozuk bir saate, bir hastaya, bir muhtaca bakar gibi bakmağa alış!" ve Nuri Efendi hakikaten öyle yapardı. Diyebilirim ki en çok üzerine düştüğü saatler, hurda denebilecek kadar bozulmuş, atılması lazım gelen, hatta atılmış saatlerdi. Onlardan biri eline geçince çehresi adeta yumuşardı: "Kalp işlemiyor artık. Beyinde de arıza var", yahut "Nasıl yürüsün biçare, iki ayağının ikisi de yok ... " diye büsbütün beşeri bir dil konuşurdu. Şurada burada tesadüf ettiği yaymacılardan bu cins bozuk saatleri satın alıp ötesini berisini değiştirerek tamir ettikten sonra fakir dostlarına hediye ederdi: "Al bakayım şunu! Hele bir zamanına sahip ol... Ondan sonrasına Allah kerimdir!"" sözü kendisine dert yananların -fakir olmak şartıyla- çoğuna cevabı idi. Böylece Nuri Efendi'nin sayesinde zamanına tekrar sahip olan insan sanki darıldığı karısı ile daha kolay barışabilir, çocuğu daha çabuk iyileşirmiş yahut hemen o gün borçlarından kurtulacakmış gibi sevinirdi. Bunu yaparken iki türlü sevap işlediğine inandığı muhakkaktı. Çünkü bir yandan yarı ölü bir saati diriltmiş oluyor, öbür yandan da bir insana yaşadığının şuurunu, zamanını hediye ediyordu.”
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
“...Bütün büyük adamların maiyetlerinde çalışanlara daima elbiselerini ve öteberilerini vermeleri bu yüzdendir. Roma imparatorları, krallar, büyük diktatörler ve fatihler, hususi eşyalarını, bilhassa elbiselerini etrafındakilere dağıtmakla, bir nevi velayetlerini, yani manevi nüfuz ve iktidarlarını onlara aşılarlardı. Elbise, giyenin hususiyetini, ruhunun bir parçasını taşır.” “Eski şapkalarımız, ayakkabılarımız, elbiselerimiz gün geçtikçe bizden bir parça olmazlar mı? Onları sık sık değiştirmek isteyişimiz de bu yüzden değil midir? Yeni bir elbise giyen adam az çok benliğinin dışına çıkmışa benzer: kendinden uzaklaşmak, ona bir değişikliğin arasından bakmak ihtiyacı yahut 'ben artık bir başkasıyım' diyebilmek saadeti.”
“Sahibinin en mahrem dostu olan, bileğinde nabzının atışına arkadaşlık eden, göğsünün üstünde bütün heyecanlarını paylaşan, hulâsa onun hararetiyle ısınan ve onu uzviyetinde benimseyen saat, ister istemez sahibine temessül eder, onun gibi yaşamaya ve düşünmeye alışır.”
“Sahiciliğinden hep gizli gizli şüphe duyduğu kindar bir kızgınlığın kendisini terk etmesinin ferahlığının bir arada, birbirine karışarak ortaya çıkması, her an rengini değiştiren bir bukalemunu yakalamaya çalışan bir çocuk gibi onu ürkütüp yormuştu…”
Etimoloji Kelimelerin hikayelerini inceler; onların doğumunu, göçünü ve yeni ikametlerini takip eder. Bu heyecanlı ve öğretici bir iz sürüştür. Altay dağları’ nın sarp kayalıklarında doğan bir kelimenin bazen Sahra’ yı ve Pasifik’ i geçtiğine şahitlik eder, bazen bir Anadolu köylüsünün dilinde yaşamaya çalıştığını görürüz.