Hülya Gençel

Hülya Gençel
@Bal_An_ne
Okudugumuz her satır insanın kendine açılan gizli bir kapısıdır. Ben o kapılardan geçmeyi, gördüklerimi paylaşmayı çok seviyorum…
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Düğümlere Üfleyenler? Ve düğümlere üfleyenlerin şerrinden! (Felak Suresi 4.ayet) Düğümlere üfleyenler, insanlar arasındaki akrabalık ve muhabbet bağlarını koparmak için karanlık yöntemler kullanırlar. Nefs, “dili oynatarak tükürür gibi yapıp tükürmeden üflemek” anlamına gelir. Düğümlere üfleyenlerle görünmeyen varlıklar arasındaki ilişkiyi şu âyet bağlamında anlamak gerekir: “birbirlerine yaldızlı yalan telkin eden insan ve cin şeytanları” (6:112). Nasıl ki insin karşıtı cinn ise, insanın (aslı insiyân) karşıtı da cânndır. “Toplum”u ifade eden nâs ise ferdin karşıtıdır. Görünen şey yakınlık ve ilgi, görünmeyen şey korku ve kaygı nedenidir. Birlikte geldiği her yerde “iradeli varlıkların hepsi” vurgusunu taşır. Görünen kısmında bir numarayı insân, görünmeyen kısmında bir numarayı cânn temsil eder. Bu âyet Nas sûresindeki “insanların göğüslerine vesvese verenler” (5) âyeti ışığında anlaşılmalıdır. Sinsi vesveseci. Bu üslûp, kendisinden sığınılan şeyin tehlikesinin büyüklüğüne delâlet eder ki, bunun sebebi de insanın içinden gelip içini hedef almasıdır. Yani: insanın kendi elleriyle kendi kendini vurmasıdır. Bu manevî bir intihar hükmündedir ki, fizikî intihardan bin beter sonuçlar doğurur. Dışarıdan gelen tehlikeye karşı tedbir almak, insanın kendi için kendisine yönelen tehlikeye karşı tedbir almaktan çok daha kolaydır. Bu “düğümler” iç-benin (nefsin) kördüğümleridir ve onlara üfleyenler de duygu ve düşünce dünyasındaki düğümleri ve sorunları çözme iddiasıyla insanları aldatan umut tacirleri ve sahtekârlardır. Ya da insanın şahsiyet ve onurunu, söz ve sebatını dağıtma çabasıdır. Buna, karşıt cinslerin birbirlerinin duygularını, cinselliği kullanarak kirletmeleri de dahildir. Sözün özü: bu, insanın duygularını karıştırma girişiminin her türünü
Etimoloji Kelimelerin hikayelerini inceler; onların doğumunu, göçünü ve yeni ikametlerini takip eder. Bu heyecanlı ve öğretici bir iz sürüştür. Altay dağları’ nın sarp kayalıklarında doğan bir kelimenin bazen Sahra’ yı ve Pasifik’ i geçtiğine şahitlik eder, bazen bir Anadolu köylüsünün dilinde yaşamaya çalıştığını görürüz.
“Linç”, Amerikalı bir yargıcın adıdır. Beğenmediği herkesi yargılayan ve garip cezalar veren Lynch, hızlı ve adaletsiz yargılamanın adı olmuştur.
Haset? Haset, özü itibarıyla Allah’a itirazdır; kime, neyi, ne kadar vereceğine itiraz. Haset “kıskanmak” değildir. Kıskanmak, ğayrettir. Ğayret, elindekini sakınmak, üzerine titremektir. Bu bağlamda yakın kavramların karşılıklarını vermek isabetli olacaktır: Hased: bende yok onda da olmasın. Buhl: Bende var onda olmasın. Şuhh: Onunki benim olsun. Ğıbta: Onda var bende de olsun. Sehavet: Bende var onda da olsun. Îsâr: Benim değil onun olsun. Cûd: bende yok ama onda olsun. Fakr: Onda yok bende de olmasın. Mustafa İSLAMOĞLU