Corso nihilist bir düşünceyle daima işini yapmıştı: Suçluları yakalıyor, azami kanıtı yargıca teslim ediyordu ama sonra... Suçlunun iyi bir avukatı tutacak parası olmasına ya da olmamasına göre yargı kararı bütünüyle değişiyordu. Corso, adaletin bir adamın becerisine, birinin kızgınlığına ya da sadece, o gün havanın yağmurlu olmasına bağlı oluşunu kabullenemiyordu.
Ağır ceza mahkemesinin salonu bir kilise gibiydi ama ufukta Tanrı'nın olmadığı bir kilise. Burada yüksek, evrensel bir dava görüldüğüne inanılmasını istiyorlardı ama söz konusu olan, bütün gün sözüm ona objektif kararlar alan ve güya hakkaniyetli cezalar veren kılık değiştirmiş insanlardı. Bunların hepsi palavraydı: Yasaların uygulanması, insanoğlunun zaafları ve hataları yüzünden tepeden tırnağa kokuşmuştu; yargılanan ağır suçların kökeninde de aynı zaaflar, aynı hatalar vardı.